Yazı Detayı
24 Mart 2020 - Salı 11:46
 
DÜNDEN BUGÜNE MEKKE
Hadi Önal
 
 

Bugün, 1 Mart 2020, baharla birlikte Mekke’de yeni bir güne daha merhaba demenin mutluluğunun yanı sıra gördüklerimin ve öğrendiklerimin hüznünü yaşıyorum. Sabah eşimle birlikte Kâbe’ye tavaf yapmaya gittik. Kâbe, her zaman olduğu gibi dünyanın dört bir yanından koşup gelen insanlarla dolup taşmıştı. Tavafımızı; Kâbe’yi çepçevre kelepçeleyen, zincire vuran devasa beton binaları görmemek için başlarımızı yukarılara kaldırmadan sadece Kâbe’ye bakarak büyük bir huşu içerisinde bitirdik.  
Mekke’yi tanımaya çalışıyorum. Mekke, Arap yarımadasında bir vadi üzerinde kurulmuş bir şehir. Kuran’da “ekin bitmeyen vadi” olarak nitelenen Mekke ve çevresi, çöl karakterli bir araziye sahip. Dikenli bodur ağaç ve çalılıklardan meydana gelen cılız ve seyrek doğal bitki örtüsü, kurak ve sıcak bir ikimi var. Yağışları düzensiz olduğu için Mekke tarih boyunca birçok defa sel baskınlarına uğramış. Gerçekten de buraya geldiğimizden bu yana mevsim kış ile bahar arası olmasına rağmen hava sıcaklığı 32 derecenin altına hiç düşmedi.
Mekke’nin coğrafi yapısından çok tarihi önemli… 
Mekke’nin tarihi, Hz İbrahim’in ailesi ile bu topraklara gelmesi ile başlar. Öncesi pek bilinmez. Hz. İbrahim’in eşi Hacer’in oğlu İsmail için su ararken Safa ile Merve tepeleri arasında Zemzem suyunu bulması, Hz İbrahim’in oğlu İsmail’i bu şehirde kurban etmek istemesi özellikle de Hz. İbrahim’in bu yerleşimin ortasına Kâbe’yi inşa etmesi ile birlikte Mekke’nin mukaddes ibadet mahalli özelliğini kazandığı bilinmektedir.
İslam Peygamberi Hz. Muhammed’in bu şehirde dünyaya gelmesi, kendisine Kuran-ı Kerim’in Mekke’de vahiy edilmesinin yanı sıra Mekke’yi asıl önemli kılan şüphesiz ki Allah’a kulluk maksadıyla yapılmış ilk mâbed olan Kâbe’nin burada bulunmasıdır. Kuran’da, “Allah’ın evi” kabul edilen Kâbe’nin yer aldığı Mekke ve çevresinin bütün bu özelliklerinden dolayı her türlü tecavüzden korunmuş güvenli bir yer anlamına gelen “harem”, insanların mânen temizlenip arındığı bir mahal olduğuna işaret edilmiştir.
Zemzem’in bulunmasından sonra Anavatanı Yemen olan Cürhümlülerin gelerek buraya yerleştikleri Hz İsmail’in de bunlara Arapça öğrettiği rivayet edilmektedir.  Mekke, yüzyıllarca çevresindeki pek çok kabile tarafından el değiştirerek varlığını sürdürmüştür.
İslam dininin Hz. Muhammed’e(s.a.s) tebliği öncesi Mekke’ye Kureyş kabilesi hâkimdir. Mekke, İslâm öncesinde de dinî ve ticarî bir merkez olma özelliğini sürdürmektedir.  Hz. Muhammed(s.a.s) İslâmiyet’in ilk tebliğine Mekke’de başlamıştır. Hz. Muhammed’in(s.a.s) Medine’ye hicreti, ardından (11 Ocak 630) Mekke’nin fethi ile birlikte bu şehir İslam dinini merkezi olmuştur. Bununla birlikte Mekke, Peygamberimiz ve Hulefâ-yi Râşidîn’in zamanında Medine’den gönderilen valiler tarafından yönetilmiştir. 
Emeviler, Abbasiler, Eyyübiler, Memlükler devirlerinde Mekke, önemini korumuştur. 1517 tarihinden itibaren Osmanlı hâkimiyeti altına giren Mekke’nin yönetimini Osmanlılar değiştirmemiş, Memlükler’de olduğu gibi Mekke ve çevresini tayin ettikleri Şerifler tarafından yönetmişlerdir. Osmanlılar, bu mukaddes şehrin tarihi değerlerine, dini mukaddeslerine ve kültür değerlerine dokunmamış, dokunmak bir yana korumak ve yaşatmak için gayret göstermişlerdir. 1730’lardan itibaren İngiliz damgalı, dört mezhebin dışında yıkıcı, yok edici Vehhâbî hareketinin ortaya çıkmıştır. Vehâbîlik, Arabistan yarımadasının doğusunda Katîf yakınlarında Duru bölgesinde yaşayan ve Benî Hanîfe kabilelerinden olan Suudlar ile birlikte siyasi bir harekete dönüşmüş, Suudlar,  çevrelerindeki bedevi kabileleri de yanlarına alarak güçlenmiş ve Osmanlıya karşı isyan etmiş ve yıllarca bu isyanlarını sürdürmüşlerdir. 1. Dünya Savaşı ile birlikte Osmanlı’nın bu topraklardan çekilmek zorunda kalmış bunu fırsat olarak değerlendiren çöl eşkıyası Suudlar, 20 Mayıs 1927’de İngiltere ile yaptıkları Cidde Anlaşması sonucu bu topraklar üzerinde hâkimiyet kurmuşlardır. 23 Eylül 1932 yılında Suudi Abdülaziz, Arabistan’da Krallığını ilan etmiştir. Bugün, İngiliz-Amerikan-İsrail üçgeninin görüş ve düşünceleri ile şekillenen krallık, sayıları on beş bin olan Suudi ailesi tarafından yönetilmektedir.
1,6 milyar Müslüman’ın İslam dinini mukaddesleri olan Mekke ve Medine’de yapılan din, kültür değerlerinin yok edilmesinin onaylaması mümkün değildir. Başta Mekke ve Medineliler olmak üzere Araplar, Suud sülalesinin yaptıklarının farkında olup olmadıklarını, yapılan bu kıyım ve yıkımı onaylayıp onaylamadıklarını bilmiyorum. Ancak, İslam’ın tarihi, dini ve kültürel değerleri bu hızla yok edilmeye devam edilirse ileri yıllarda İslamiyet’in çok daha büyük yaralar alacağı bir gerçektir ve bu gerçeği görmek için de kâhin olmaya gerek yoktur. 

 
Etiketler: DÜNDEN, BUGÜNE, MEKKE,
Yorumlar
Haber Yazılımı