Tarih yaprakları bazı günleri sadece rakam ve aydan ibaret olarak kaydetmez; o günlere bir milletin kaderini, hüznünü ve nihayetinde şahlanışını sığdırır. 19 Mayıs 1919, takvimde sıradan bir yaprak değil, "Bitti" denilen yerden "Yeni başlıyoruz" deme iradesinin somutlaşmış halidir. Karadeniz’in hırçın dalgalarını yararak ilerleyen Bandırma Vapuru, o gün sadece Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarını değil; yorgun, yoksul ama onurlu bir halkın son umudunu da Samsun kıyılarına taşıyordu.
Bugün, aradan geçen bir asrı aşkın zamanın ardından o ruhu sadece resmi törenlerde okunan şiirlerde veya beylik laflarda aramak, 19 Mayıs’ı hiç anlamamak demektir. 19 Mayıs ruhu; her şeyin yıkıldığı, ufkun karardığı ve umutların tükendiği sanılan o en dar boğazda bile ilk adımı atabilme cesaretidir. Bir geminin pusulasıyla değil, sarsılmaz bir inançla yol bulabilmektir.
Bugün bizler, özellikle de içinden geçtiğimiz o zorlu ve yıkıcı deprem süreçlerinin ardından, şehirlerimizi baştan kurarken bu ruha her zamankinden çok daha fazla ihtiyaç duyuyoruz. Şehrin yıkılmış binalarının, tanıdık çehresini kaybetmiş sokaklarının arasından yeni bir yaşamı, yeni bir düzeni inşa etme iradesi, aslında o gün küllerinden doğan bir milletin iradesiyle aynı kaynaktan besleniyor. Enkazın, tozun toprağın arasından başını kaldıran her esnaf, her sabah işine giden her vatandaş, farkında olsa da olmasa da o sarsılmaz "Kuvayi Milliye" direncini bugüne taşıyor.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bu tarihi günü gençlere armağan etmesi ise asla tesadüfi bir tercih değildir. Zira gençlik, nüfus kağıdında yazan bir yaş aralığından ziyade; yeniliğe açıklık, direniş, pes etmeme ve geleceği inşa etme enerjisidir. Yılgınlığın, karamsarlığın ve "Buradan artık iflah olmayız" diyen o zehirli fısıltıların karşısındaki en büyük silahımız, zihnini hür tutan, zorluklar karşısında vaziyetin ve şartların ağırlığına bakmaksızın ayağa kalkan bu ruhtur.
Velhasıl, 19 Mayıs bir varoluş manifestosudur. Pusulası bağımsızlık, rotası aydınlık olanların bitmeyen yolculuğudur. Bugünü kutlarken sadece geçmişteki bir kahramanlık destanını anmıyor, aynı zamanda geleceğe dair sözümüzü tazeliyoruz. Bugün şehrimizin sokaklarında, şantiyelerinde veya masalarımızda bir ideal uğruna döktüğümüz her alın teri, o destanın devamından başka bir şey değil.
Umutsuzluğa kapıldığımızda dönüp bakmamız gereken yer, gökyüzünün karardığı anlarda bile Samsun ufkunda beliren o sarsılmaz kararlılıktır.