Dünyada Neler Oluyor?

21.Yüzyılın şafağında ortalık durulmuyor. Bir gün Bosna’da, diğer gün Afganistan’da. Tunus, Libya Irak, Suriye Kuzey Afrika derken, bir anda Orta Doğu ülkeleri ve halkları birbirlerine girdiler. Bu nasıl bir şey Allah’ım birbirlerine kırdırıyorlar, yerlerinden yurtlarından ediliyorlar.

Bunlar devletler arası tezgahlanırken, biryandan terör belası dünya insanlarının korkulu rüyası haline geliyor. Gelişmiş gelişmemiş başkentler diye dinlemiyor terör. Bir gün Paris, diğer bir gün Londra, Ankara, Bağdat hattı.

Oysa ulus devletler 17.Yüzyılın başlarında kurulup, krallıklar imparatorluklar çöküp giderken, ne enkazlar geride bıraktılar, ne enkazlar. Yine mi insanlık alemi aynısını yaşamak zorunda kalacak? Az mı canlar yandı bu süreçte.

Birinci Paylaşım ( 1914-1918) savaşında, 15 Milyonun üzerinde insan. İkinci Paylaşım (1938- 1945) savaşında, 50 milyonun üzerinde insan yaşamını yitirdi. Sakat kalanlar sayılmadı bile.

Daha yeni bir yüzyılın başındayız. Aklımızı başımıza almazsak, yenidünya düzeni kurulurken, daha ne acılar, ne acılar yaşanacak. İnsan evladı, ne acılar yaşayacak yeryüzünde? Niye böyle oluyor? Önce dünyanın bugünkü haline bir bakalım.

Bugünkü dünya nasıl bir dünya?

1- Bu Dünya artık iki kutuplu değil.

2- Bu Dünya artık tek kutuplu da değil.

3-Bu Dünyanın artık bir merkezi yok.

4-Bu Dünyada her an, her zaman diliminde, merkez bir yere kayıyor ve dünya oraya yöneliyor.

5-Hiçbir ülke, dünyada artık savaşa ve barışa tek başına karar veremiyor.

6- Terörü bile ortaklaşa durduramıyorlar.

7-Her ülkenin terörü besleyen bir yanı var.

8-Dünün iki kutuplu, ya da tek kutuplu kurumları çatırdıyor.

9-Dünyanın ekonomik kararlarını veren güç merkezlerinin yerleri her an değişiyor.

10-İMF şaşırmış, ekonomik güç merkezi olmaktan hızla uzaklaşıyor.

11-Birleşmiş milletler sorgulanmaya başlanmış.

12-Dünyanın beşten büyük olduğu sarkmış gün yüzüne. Görünür olmuş

11-Yakın bir gelecekte dünya sorunlarının çözümünde, Birleşmiş Milletler ve orada rol alan baş aktörler de değişmek zorunda kalacaklar.

12-Giderek karmaşıklaşan dünya sorunlarının çözümünde, yeni aktörler öne çıkarak, kendi kurumlarını da yaratacaklar.

13-Orta Doğuda yaşananlar; Çevremizde olup bitenler zamanın en yakın, en çarpıcı, en somut tanığı değil mi?

Her gün, her şey, yeni bir şeylere gebe ve yeni şeyler oluyor. Bunları bırakın bizlerin çözmesi; dünyanın entelektüelleri ve her türlü bilgi ve bilgilere sahip olan ülkelerin, devletleri ve istihbarat örgütleri dahi şaşırmış. Bir gün aldıkları kararlarını, ertesi gün değiştirmek zorunda kalıyorlar.

Dünyada olup bitenlere damgasını vuran ne? Dönüp dünyamızın geçmiş zamanından bugüne geçirdiği evrime baktığımız da ne görüyoruz?

İnsanlık tarihi öyle bir aşamaya geldi ki; Doğa üzerindeki kontrolünü her gün, her an, artırdıkça artırıyor. Her an her şey, bilginin değişim hızının karesine orantılı olarak değişiyor. Yer değiştiriyor. Değişmek zorunda kalıyor ve bu oluşumu dünyaya dağıtıyor.

Peki, bu yeni dönem, bu yeniçağ neyi ifade ediyor?

Bu çağda insanlık ve bilim; silahla sorunlar çözülsün istemiyor. Ayan beyan her şey açık olmalı.

Dünya üzerinde silahla para kazananlarla, bilgiyle para kazananlar, dünyayı paylaşamıyor, birbirleri üzerinden insanlığı cayır cayır yakıyorlar. Kanım o ki, insana ait olan ‘’bilgi’’ kazanacak. Neden mi?

Bilginin kendisi açık. Açık olmak zorunda. Bilimin gerçekliğinin var olma koşulu bunu zorunlu kılıyor. Bu nedenle bilginin yarattığı ortam saf, açık temiz olmalı. Yoksa bilginin somut gerçekliği, varlığını ortaya çıkaramaz. Bu nedenle bilginin küresel dünyası, dünyaya yayıldıkça, yayıldığı alanlarda kirliliği, kirli ilişkileri yerinde bırakmıyor. Farş edip, ortaya döküyor da, döküyor. Kendisinin girebilmesi için bu bir zorunluluk halini alıyor. Girdiği yeri de, bu nedenle olduğu gibi bırakmıyor, çözüyor, çatıştırıp yeryüzünde görünmesini sağlayarak, aydınlığa çıkarıyor.

Açıkçası,açıkçası; ‘ Üretim İlişkileri’ dediğimiz insani ilişkiler, dünyanın kaynakları yeniden değişmek, vicdani-ahlaki-adil paylaşılmak zorunda.

Geçmişin üst yapı kurumları olan ‘’devlet, partiler, meslek odaları, sivil toplum kuruluşları, bizler, paradigmalarımızla (değerler dizimizle ) birlikte’’ değişmek zorundayız. Bir gün değişeceğiz. Geçmişte tarih nasıl her şeyi yerli yerine oturttuysa, bugün bizler onları görüp çekilen acılara hayıflanıyor, güzelliklerine sahip çıkıyorsak, yarın; bugüne bakanlarda tarihin bizleri oturttuğu yerleri, yerli yerine oturttuğunu göreceklerdir. Ne yazık ki, ben erken doğdum için bu yaşananların tanığı olamayacağım.

Benim yerime tanıklık edecek yazılarımı bırakıyorum.