Ortadoğu’da tansiyon her yükseldiğinde Türkiye’de bazı başlıklar yeniden gündeme geliyor. İran–İsrail gerilimi de öyle oldu. Füze görüntüleri, haritalar, “son dakika” başlıkları, sosyal medyada saniyeler içinde yayılan iddialar…
Ve Malatya..
Son günlerde özellikle Kürecik Radar Üssü üzerinden dolaşıma sokulan “hedef olacak”, “füzelenecek”, “çok kritik bir saldırı planlanıyor” gibi paylaşımlar şehirde yaşayan insanlarda kaygı yaratıyor. Oysa kaygının beslendiği yer çoğu zaman bilgi değil belirsizlik oluyor.
Depremi yaşamış bir şehirde yaşıyoruz. Travmanın hafızası taze. İnsanlar artık “uzakta olan” hiçbir şeyin gerçekten uzak olmadığına inanıyor.
Bu kaygıyı küçümsemek doğru değil.
Ama kaygıyı yönetmenin yolu onu büyüten dezenformasyona teslim olmak da değil.
Kürecik Radar Üssü neden var?
Kürecik’te bulunan radar sistemi Türkiye’nin 2012’den bu yana NATO füze savunma mimarisi kapsamında yer alan bir erken uyarı unsurudur. Türkiye bir NATO müttefiki olarak bu sistemin parçasıdır.
Bu radarın temel işlevi, balistik tehditleri erken aşamada tespit etmektir. Yani “saldırı yapmak” değil, “erken uyarı sağlamak” üzerine kuruludur.
Burada kritik nokta şu;
Türkiye’nin bu sistem üzerindeki varlığı NATO üyeliğinin bir sonucudur. Yani mesele tek başına Malatya’ya özgü değil; Türkiye’nin uluslararası güvenlik mimarisi içindeki konumuyla ilgilidir.
Sosyal medyadaki iddialar neden hızla yayılıyor?
Çünkü korku en hızlı yayılan duygudur.
“İran şurayı vurdu.”
“İsrail şu üssü hedef aldı.”
“Sırada Türkiye var.”
Bu cümlelerin çoğu teyitsiz hesaplardan çıkıyor. Haritalar, eski görüntüler, başka ülkelerden alınmış videolar yeniymiş gibi servis ediliyor. Birkaç saat içinde binlerce paylaşım…
Oysa resmi kaynaklarda böyle bir tehdit açıklaması yokken, “olabilir” ihtimali “olacak” kesinliğine dönüştürülüyor.
Bu dönüşüm işte tam olarak dezenformasyonun kendisi.
Uluslararası gerilim dönemlerinde sadece askeri değil, psikolojik cepheler de açılır. Bilgi akışı, kamuoyunu yönlendirmek için kullanılabilir.
Bir ülkeyi doğrudan hedef almadan da huzursuz etmek mümkündür..
Panik, güvensizlik ve kaos algısı yaratarak.
Bu nedenle her “füze” haberi sadece askeri değil; aynı zamanda psikolojik bir etki üretir.
Peki ne yapmalıyız?
Resmi açıklamalar dışındaki iddiaları temkinle karşılamalı, görsel ve videoların tarihini sorgulamalı, “Duydum ki” ile başlayan paylaşımları yaymamalıyız ve özellikle şehir bazlı korku yayan içeriklere karşı dikkatli olmalıyız.
Unutmayalım ki bir bilgiyi paylaşmak onu doğrulamak anlamına gelmez. Ama paylaşmak onun yayılmasına katkı sağlar.
Malatya, son yıllarda fazlasıyla sınandı. Bu şehir artık korku üzerinden değil dayanıklılık üzerinden anılmalı.
Kaygı insani.
Ama paniği büyüten her paylaşım, toplumsal huzura zarar verir.
Bilgi çağında yaşıyoruz.
Ama aynı zamanda dezenformasyon çağında da.
Bu yüzden belki de en büyük sorumluluğumuz şu;
Korkunun değil, aklın tarafında durmak…