Kayısı; sabah ezanıyla bahçeye giden çiftçinin alın teridir. Yaz sıcağında kurutma sergilerinde çalışan annenin emeğidir. Hasat zamanı köyüne dönen gurbetçinin heyecanıdır. Çarşıdaki esnafın umududur. Nakliyecinin yükü, ihracatçının pazarı, işçinin ekmeğidir.
Bu yüzden kayısı zarar gördüğünde sadece ağaçlar değil, bir şehrin morali de zarar görüyor.
Bu yıl yaşanan zirai donun ardından günlerce aynı cümleyi duyduk: "Allah beterinden korusun."
Elbette öyle... Ama artık sadece teselli cümleleriyle ayakta kalamayız.
Malatya'nın ekonomisi büyük ölçüde kayısıya bağlıysa, bu ürünü iklim değişikliğine karşı daha güçlü koruyacak adımları da konuşmak zorundayız. Çünkü artık mevsimler eskisi gibi değil. Bir gece gelen don, bir yılın emeğini birkaç saat içinde yok edebiliyor.
Çiftçi yalnızca ürün kaybetmiyor. Umudunu, planını ve geleceğe dair hesabını da kaybediyor.
Diğer yandan şehir yeniden ayağa kalkmaya çalışıyor. Depremin izleri hâlâ silinmemişken bir de tarımsal kayıplar yaşanıyor. Buna rağmen insanlar bahçelerini terk etmiyor. Ertesi yıl için budamasını yapıyor, toprağını sürüyor, yeniden filiz vermesini bekliyor.
Belki de Malatya'nın en güçlü yanı burada saklı.
Bu şehir, umudunu kolay kolay kaybetmiyor.
Kayısı ağacı da bunun en güzel örneği. Kışın kupkuru görünen dallar, zamanı gelince yeniden çiçek açıyor. Doğa bize her yıl sabretmeyi öğretiyor.
Bugün yapılması gereken, sadece zararları konuşmak değil; üreticiyi daha güçlü hale getirecek çözümleri de masaya koymaktır. Tarım sigortalarının yaygınlaşması, modern sulama sistemleri, erken uyarı mekanizmaları ve üreticinin finansmana erişimi artık bir tercih değil, zorunluluktur.
Çünkü kayısı sadece ihracat rakamlarından ibaret değildir.
Kayısı, Malatya'nın sesidir.
O ses ne kadar güçlü çıkarsa, bu şehrin geleceği de o kadar güçlü olacaktır.