Kayısı Yanarsa Malatya Söner

Malatya’da bahar artık sadece çiçeklerin açtığı bir mevsim değil; aynı zamanda kaygının, uykusuz gecelerin ve “acaba bu yıl da donar mı?” sorusunun adıdır. Çünkü bu şehirde kayısı yalnızca bir meyve değildir. Kayısı; ekmektir, umuttur, düğündür, çocuktur. Kayısı varsa hayat vardır, yoksa herkes biraz eksiktir.

Son yıllarda yaşanan zirai don olayları, üreticinin belini bükmekle kalmadı, geleceğe dair inancını da sarstı. Bir gecede yok olan emeğin, bir yılda telafi edilmesi mümkün değil. Üretici sabaha kalktığında yalnızca dallardaki çiçekleri değil, umutlarını da donmuş buluyor. Bu, sadece bir tarımsal kayıp değil; bir şehrin ruhuna işleyen sessiz bir çöküştür.

Sorun sadece doğa değil elbette. İklim değişikliği artık inkâr edilemez bir gerçek. Ama asıl mesele, bu gerçeğe karşı ne kadar hazırlıklı olduğumuzdur. Donla mücadele sistemleri hâlâ yaygın değil. Erken uyarı mekanizmaları yeterince etkin çalışmıyor. Bilim var, teknoloji var ama sahaya yansıması yok denecek kadar az.

Ekonomik tablo da en az doğa kadar sert. Üretici bir yıl ürün alamadığında borçla ayakta durmaya çalışıyor. Sigorta sistemleri var ama yeterli değil .Çoğu üretici, verilecek tazminatın zararını karşılamadığını söylüyor. Destekler ise ya gecikiyor ya da beklentinin çok altında kalıyor. Böyle olunca çiftçi toprağa değil, borca ekim yapar hale geliyor.

Bir diğer yara ise pazarlama. Malatya kayısısı dünyada eşsiz bir ürün olmasına rağmen, üretici çoğu zaman emeğinin gerçek karşılığını alamıyor. Aracılar kazanıyor, üretici bekliyor. Fiyatlar bir yıl zirve yapıyor, ertesi yıl dip yapıyor. Bu belirsizlik, üreticiyi üretimden daha çok korkutur hale getiriyor.

Peki çözüm yok mu? Elbette var. Ama çözüm, günü kurtaran pansumanlarla değil, uzun vadeli bir akılla mümkündür. Öncelikle kayısı artık “geleneksel yöntemlerle idare edilecek” bir ürün olmaktan çıkmıştır. Bilimle, veriyle, planlamayla yönetilmesi gereken stratejik bir değerdir.

Devletin burada daha güçlü bir şekilde sahaya inmesi gerekiyor. Donla mücadele sistemleri teşvik edilmeli, hatta bazı bölgelerde zorunlu hale getirilmelidir. Sigorta sistemi üreticiyi gerçekten koruyacak şekilde yeniden düzenlenmelidir. Borçlar ertelenmeli değil, sürdürülebilir bir modele bağlanmalıdır.

Üretici ise yalnız kalmamalı. Kooperatifleşme artık bir tercih değil, zorunluluktur. Birlikte hareket etmeyen üretici, piyasanın insafına kalır. Oysa birlikte hareket eden üretici, fiyatı da belirler, pazarı da yönetir.

Ve en önemlisi: Kayısıya sadece “ürün” olarak bakmayı bırakmalıyız. Kayısı, Malatya’nın kaderidir. Eğer kayısıyı koruyamazsak, sadece bir tarım ürününü değil; bir şehrin hafızasını, ekonomisini ve geleceğini kaybederiz.

Unutmayalım:

Kayısı yanarsa, Malatya söner.

Saygılarımla...