Siyaset, halka hizmet etmenin ve toplumun ortak geleceğini sekillendirmenin en onurlu yoludur. Ne var ki bugün birçok insan için siyaset; hizmetin değil çıkarın, mücadelenin değil hesaplaşmanın, ortak aklın değil kişisel ikballerin sahnesi olarak görülüyor. Bunun sorumlusu ise siyaseti bir emanet değil, bir mülk gibi gören anlayıştır.
Partilerin ilkelerini dillerinden düşürmeyenler, iş uygulamaya gelince tüzükleri ve demokratik teamülleri bir kenara bırakabiliyor. Örgütlerin sesini duymayanlar, üyelerin iradesini yok sayanlar, eleştiriyi düşmanlık olarak görenler kendilerini halkın temsilcisi olarak sunmaya devam ediyor. Oysa temsil makamları kibir üretmek için değil, sorumluluk taşımak için vardır.
Bugün siyasetin en büyük hastalığı, makamların amaç haline gelmesidir. Koltuğu kapmak için her yolu mubah görenler, kendileri gibi düşünmeyen herkesi tasfiye etmeye çalışıyor. Farklı görüşler tehdit olarak görülüyor, sadakat liyakatin önüne geçiriliyor. Böyle bir ortamda ne demokrasi gelişebilir ne de toplumun sorunlarına gerçek çözümler üretilebilir.
Daha da vahimi, siyaset kurumuna duyulan güvenin her geçen gün biraz daha aşınmasıdır. Vatandaş artık söylenenle yapılan arasındaki uçurumu görüyor. Şeffaflık vaat edenlerin kapalı kapılar ardında yürüttüğü hesapları, birlik ve beraberlik çağrısı yapanların ayrıştırıcı tutumlarını, adalet söylemlerinin gölgesinde yaşanan çifte standartları görüyor.
Koltuk hırsı siyaseti kirletmektedir. Siyaset kirlenince yalnızca kurumlar yıpranmıyor; umutlar da kirleniyor. Gençler siyasetten uzaklaşıyor, insanlar değişimin mümkün olduğuna olan inancını kaybediyor. Çünkü çıkarcı yöntemleri ve koltukla gelecek güç mücadelelerini görmekten yoruluyorlar.
Ancak unutulmamalıdır ki hiçbir koltuk halkın iradesinden büyük değildir. Hiçbir yönetici eleştiriden muaf değildir. Hiçbir siyasi yapı da kendi ilkelerinin üzerinde değildir. Partileri büyüten, tabelalar değil; emek veren örgütler, mücadele eden üyeler ve inancını kaybetmeyen seçmenlerdir.
Bugün ihtiyaç duyulan şey yeni sloganlar değil, samimiyettir. Kişilerin değil ilkelerin öne çıktığı, makamların değil hizmetin değer gördüğü, kutuplaşmanın değil ortak aklın,yeni vaatlerin değil, ilkelerle uyumlu siyaset anlayışıdır. Çünkü halk artık iktidar olmayı hedefleyen, emeği görmek istiyor.
Tarihler göstermiştir ki halkın sesine kulaklarını kapatanlar, bir gün yalnızca kendi seslerini duyar hale gelirler.
Saygılarımla...