Makamlar Geçer, Gönüllerdeki Yer Kalır

Hayatın akışı içinde insanlar çoğu zaman makamların, unvanların ve gösterişli mekânların peşinden koşar. Oysa tarih bize defalarca göstermiştir ki; koltuklar değişir, tabelalar sökülür, binalar yıkılır ve zaman her şeyi kendi süzgecinden geçirir. Geriye kalan ise insanların gönüllerinde bıraktığımız izdir.

Makam sahibi olmak elbette önemlidir. Yetki ve sorumluluk gerektiren görevler, toplumun düzeni için vazgeçilmezdir. Ancak makamın büyüklüğü, kişinin değerini tek başına belirlemez. Asıl mesele, o makamda bulunurken insanlara nasıl davrandığımız, adaleti ne kadar gözettiğimiz ve gönüllere ne ölçüde dokunabildiğimizdir.
Bugün birçok kişinin ismi, sahip olduğu yüksek mevkiler nedeniyle değil; sergilediği tevazu, dürüstlük ve insan sevgisi sayesinde hatırlanmaktadır. Çünkü insanlar göz kamaştıran binaları değil, kendilerine uzanan samimi bir eli; gösterişli konuşmaları değil, içten söylenmiş birkaç güzel sözü unutmazlar.

Ne yazık ki günümüzde zaman zaman makamların cazibesine kapılanlar, gönül kazanmanın önemini ikinci plana atabiliyor. Gösterişe dayalı başarılar kısa süreli bir alkış getirebilir. Ancak bu durum çoğu zaman bir göz boyamadan öteye geçmez. İnsanların kalbinde yer edinmeyen her başarı, gün gelir unutulmaya mahkûm olur.
Asıl zenginlik, geride hayırla anılacak bir isim bırakabilmektir. Bir gönülde yer edinmek, en yüksek makamdan daha kıymetlidir. Çünkü makamlar gelip geçicidir; gönüllerde kurulan taht ise kalıcıdır.

Bu nedenle hepimizin kendisine şu soruyu sorması gerekir: "İnsanlar beni sahip olduğum unvanlarla mı, yoksa bıraktığım güzel izlerle mi hatırlayacak?" Verilecek cevap, hayat yolculuğumuzun gerçek değerini ortaya koyacaktır.

Gönüllerden uzaklaşıp makamlara yerlessen ne olur.
Unutmayalım ki makamlar emanet, gönüller ise mirastır.
Saygılarımla...