Malatya’nın merkezine sadece birkaç dakika mesafedeki Aslantepe Höyüğü’nde ortaya çıkarılan binlerce yıllık buğday kalıntıları, bölgenin tarımla olan kadim bağının en önemli örneği. Ancak bu keşif yalnızca arkeologları değil, mutfak kültürünü yaşatmaya çalışan kadınları, gelinleri, kayınvalideleri ve köfte meclislerini de ilgilendiriyor. Çünkü Malatya’da buğday sadece bir besin değil; dayanışmanın, emeğin ve paylaşımın ortak dili...

Binlerin akın ettiği konserde Akalın fırtına gibi esti!
Binlerin akın ettiği konserde Akalın fırtına gibi esti!
İçeriği Görüntüle

Çocukların ilgisini artırmak için içli köftelerin içine saklanan küçük paralar ve kadınların bir araya gelerek oluşturduğu “köfte meclisleri” yemek yapmanın ötesinde bir sosyal paylaşım alanına dönüşmesini sağlıyor.

Malatya’da mutfak kültürü usta-çırak ilişkisiyle gelecek nesillere aktarılıyor. Gelinler, kayınvalidelerinin rehberliğinde dut yaprağı dolması, erik ekşili sarma ve tandır ekmeği gibi geleneksel lezzetleri öğreniyor. Günümüzde hazır gıdalar yaygınlaşsa da Malatyalı kadınların el emeğiyle yoğurduğu tarifler sofralardaki yerini koruyor.

Ekşi ve tatlıyı, meyve ve eti ustalıkla bir araya getiren Malatya mutfağı, Anadolu’nun en özgün mutfakları arasında yer alıyor. Kısıtlı malzemelerle ortaya çıkarılan zengin tatlar, yaratıcılığın ve kültürel zenginliğin bir göstergesi olarak öne çıkıyor.

Kış sofralarının olmazsa olmazları arasında tarhana, tandır ekmeği, pekmez ve pestil yer alıyor. Bu ürünlerin komşular ve akrabalarla paylaşılması ise Malatya insanının sıcak, cömert ve paylaşımcı ruhunu yansıtıyor.

Hititlerden Roma’ya, Selçuklu’dan Osmanlı’ya kadar yedi büyük medeniyete ev sahipliği yapan Malatya mutfağı, sadece yemek değil; aynı zamanda dayanışma, paylaşım ve kültürel sürekliliğin canlı bir temsili. Her bir tarif geçmişin izlerini taşıyan birer kültürel miras niteliğinde.

Muhabir: Hüseyin Canbay