Malatya’da kitap okurları bu hafta duygu, hafıza ve insan ruhunun derinliklerine dokunan eserlerde buluştu. Haftanın en çok okunan kitapları listesinde; Joan Baez’in şiirleriyle kişisel bir yüzleşme sunduğu Annemi Gördüğünüzde Onu Dansa Kaldırın, Mark Twain’in keskin zekâsını yansıtan Yeryüzünden Mektuplar ve Anne Enright’ın kuşaklar arası travmaları ele alan romanı Çitkuşu öne çıktı. Kişisel dönüşüm, kader, aşk ve umut temalarını işleyen yerli ve yabancı yazarların eserleri, Malatyalı okurların bu hafta en çok tercih ettiği kitaplar arasında yer aldı.
ANNEMİ GÖRDÜĞÜNÜZDE ONU DANSA KALDIRIN (Joan Baez)
Joan Baez’in şiir kitabı “Annemi Gördüğünüzde Onu Dansa Kaldırın” Pelin Batu çevirisiyle İnkılâp Kitabevi tarafından okurlarla buluşturuldu. Müziğiyle olduğu kadar barış ve insan hakları mücadelesiyle bir kuşağın hafızasına kazınan Baez, bu kez sevenlerinin karşısına şiirleriyle çıkıyor. Kitaptaki şiirler, kimi zaman üç yaşındaki bir çocuğun diliyle saf ve oyunbaz; kimi zaman yaşanmışlıkların ağırlığını taşıyan olgun bir sesle yankılanıyor. Çocukluk anıları, korkuları, travmaları ve iyileşme süreçleri şiirinin temel eksenini oluşturuyor. Terapinin, hatırlamanın ve kabullenmenin iyileştirici gücü sık sık vurgulanıyor. Pelin Batu kitapla ilgili şunları söylüyor: "Burada çok daha kişisel, düşsel, çocuksu, bir taraftan kırılgan bir taraftan güçlü bir kadını tanıyacaksınız. Hatta daha da ileri gideyim, bir kadın değil, bir çocuğu, genç bir adamı, başka başka kadınları da duyacaksınız...”
YERYÜZÜNDEN MEKTUPLAR (Mark Twain)
Amerikalı yazar Mark Twain'in ölümünden sonra Bernard De Voto tarafından derlenerek yayımlanan eseri Yeryüzünden Mektuplar, Can Yayınları etiketiyle raflardaki yerini alıyor. Twain’in bu klasik eseri, dünyevi yaşamın tuhaf işleyişi ve insanoğlunun dinlerinin doğası hakkındaki gözlemlerini içeren on bir mektuptan oluşuyor. Çok borcunun bulunduğu ve kısa süre önce karısını ve kızlarından birini kaybettiği hayatının zor bir döneminde yazdığı, ancak kendine özgü alaycı ve muzip tarzından hiç ödün vermediği mektuplar… Şeytanın ağzından cennetten kovulduğu dönemde yazılan bu mektuplar, insan türünün yaratıcısıyla olan ilişkisinin hüzün dolu trajedisini tasvir ediyor. Kitaptaki on bir mektup Mark Twain'in hem teolojik açıdan hem de bir yaşam tarzı olarak Hıristiyanlıktan duyduğu rahatsızlığı ve hiciv dolu eleştiriyi içeriyor.
ÇİTKUŞU (Anne Enright)
Bir ailenin geçmişindeki duygusal travmalar kuşaktan kuşağa nasıl geçer? Çağdaş İrlanda edebiyatının usta isimlerinden Anne Enright, benliğe doğru büyüleyici bir yolculuk sunduğu Çitkuşu'nda bir ailenin üç kuşağını temsil eden kadınları, aralarındaki ilişkileri ve duygusal bağları kaleminin ucuna takıyor. Biçem konusundaki dehasıyla okurun iç dünyasına nüfuz etmeyi başaran yazar, insanın insana aktardıkları hakkında düşündürürken aile içinde yaşanan ve sonraki kuşaklara sirayet eden travmaları anlamlandırmaya yoğunlaşıyor. Bireyin kalabalıklar içindeki yalnızlığını şiirsel yankılarla dindiren bu melodik roman, aile bağlarının boğuculuğu üzerine ince esprilerle bezeli bir hikâye anlatıyor. 2007 Man Booker Ödülü'nü alan Enright'ın, 2024 yılında The Writers' Prize'a (Yazarlar Ödülü) layık görülen, yarattığı karakterler ve gerçekçi kurgusuyla dikkat çeken romanı Çitkuşu DeliDolu Yayınları'ndan çıktı.
HER ŞEYLE SAVAŞAMAZSIN (Özgür Bacaksız)
Kendinle barış, dünyanın gürültüsü susar... Özgür Bacaksız'ın İndigo Yayınevi'nden çıkan kitabı “Her Şeyle Savaşamazsın”, insanın kendine dönüşünü anlatan bir içsel yolculuk, bir davet. Kırılmanın içindeki incelikli gücü, sessizliğin ortasındaki içten sesi, vazgeçmenin getirdiği o eşsiz özgürlüğü ve geri çekilmenin zarif melodisini kalbimize fısıldıyor. Bazen savaşmayı bırakmak, bir yenilgi değil, ruhun en derin bilgeliğidir. Hayatın yüklerine direndikçe sertleşir, sertleştikçe kırılırsın. Oysa bazen sadece akmak gerekir… Fırtınanın yönünü değil, kendi yönünü bulmak için. Belki de mesele hayata karşı durmak değil, onunla yeniden dans etmeyi öğrenmektir. Ve belki de en büyük zafer, hiçbir savaşa gerek kalmadan, sakinlikle “var olabilmektir”.
BU PARLAK HAYAT (Karen Campbell)
Karen Campbell, hataların, tesadüflerin ve affetmenin romanı Bu Parlak Hayat’ta insan ruhunun en kırılgan, en güçlü yanlarını anlatıyor. Annelik, aile bağları, kardeşlik, dayanışma ve en önemlisi umut üzerine çarpıcı bir roman. Nora Yayınevi'nden çıkan kitap insanların birbirinin hayatını görünmez bağlarla nasıl değiştirdiğinin öyküsü... Omuzlarında on iki yaşındaki bir çocuğun kaldıramayacağı kadar yük var. İsmi Gerard. Bir yetişkin gibi davranarak, annesinin ihmal ettiği kardeşlerinin sorumluluğunu üstlenmiş. Bir gün yaptığı tek bir hata, sadece kendi hayatını değil, hiç tanımadığı iki kadının hayatını da altüst ediyor. Seksenine merdiven dayamış Margaret, geçmişin gölgesinde yaşayan yalnız bir kadın. Penceresinin hemen dışındaki dünyaya küsmüş yalnızlığına çoktan boyun eğmiş. Onun tam aksine genç, eşinden yeni boşanan Claire hayatını düzenlemek için taşındığı mahallede bir kazanın tam ortasına denk geliyor. Tanık olduğu o an, üç hayatı ister istemez birbirine bağlayacak.
KADERİN KIRMIZI İPİ (Tanser Yılmaztürk)
Oyuncu ve yönetmen Tanser Yılmaztürk ilk romanını ‘Kaderin Kırmızı İpi’ Patara Yayınevi'nden çıktı. Çin mitolojisinde geçen ve inanışa göre iki kişiyi birbirine bağlayan kırmızı bir ip vardır. Esneyen, gevşeyen ama asla kopmayan bu iple bağlı olanlar eninde sonunda bir birilerini bulurlar. Kaderin Kırmızı İpi, yarım kalmış bir aşkın insanın içinde bıraktığı boşluğu ve şu soruyu merkezine alıyor: “Bir aşk yarım kaldıysa, insan tamamlanabilir mi? Peki ya o aşk, on beş yıl sonra insanın karşısına tekrar çıkarsa ne olur? Yarım kalan duyguların, susarak yapılan seçimlerin ve tesadüf sandığımız kırılma anlarının hikâyesi… Aşkı anlatırken kaderi, kaderi anlatırken insanın kendisiyle yüzleşmesini merkeze alan bir roman...