Malatya’nın Aslanları

Ortaokul yıllarım…

Hayatın henüz sade, zamanın henüz ağır aktığı günler…

Dayım Mehmet Gedik, Hacı Gedik ve ben; Akpınar’da, Oral Un Fabrikası’nın biraz aşağısında, geniş bir avlunun içine serpilmiş birkaç kerpiç evin arasında, tek odalı bir bekâr odasında kalıyorduk. Avluya iki kanatlı eski bir kapıdan girilirdi. İçeride küçük bir havuz, bir tulumba, göğe doğru uzanan birkaç dut ve kayısı ağacı… Ve onların gölgesine sığınmış, hayatın yoksul ama sıcak nefesini taşıyan evler…

Bizim odamız genişti ama sadeydi. Kapının karşısında birkaç mutfak eşyası, biraz erzak… Hepsi o kadar. Ama o oda, üç gencin hayallerine yetiyordu.

Her sabah kitaplarımı koltuğumun altına alır, parke taşlı yolda yürüyerek yola koyulurdum. Oral Un Fabrikası’nın önünden geçer, Akpınar Meydanı’na varır, Şirket Hanı’nın köşesinden Kışla Caddesi’ne dönerdim. Yol beni Atatürk Ortaokulu’na götürürdü. Öğle aralarında İsmet Paşa Parkı’nda ayaküstü bir şeyler yer, akşamüstü yine aynı yollardan eve dönerdim.

Ama o yolların en kıymetli durağı bir çeşmeydi…

Akpınar Meydanı’ndaki Aslanlı Çeşme.

Her geçişimde avucumu suyla doldurur, o sudan içerdim. O su yalnızca susuzluğumu gidermezdi; çocukluğumun serinliğini, şehrin hafızasını da içirirdi bana.

Çeşme birkaç basamak aşağıdaydı. Beyaz taş merdivenlerle inilir, aslanın ağzından akan su küçük bir havuza dökülürdü. Çevresinde işçilerin, öğrencilerin karnını doyurduğu mütevazı lokantalar… Bir yanda hayatın telaşı, bir yanda suyun dinginliği…

Sonra bir gün…

Çeşme yoktu.

Yerinde sadece bir boşluk…

Bir hatıranın sökülüp alınmış yeri gibi…

Dönemin belediye başkanı Sayın Münir Erkal ile karşılaştığımda içimden geçenleri saklayamadım:

“Çocukluğumuzun hatırasını yok etmişsiniz. Aslanlı Çeşme nerede?”

“Depoya kaldırttım,” dedi.

Bir şehrin hatırası depoya kaldırılır mı?

Bir neslin susuzluğu, bir çocukluğun avuç içi unutulur mu?

“Biz aynı kuşağız,” dedim, “şehrin izlerini silmemek gerekir…”

O da “Merkezde bir yerde değerlendireceğim,” dedi.

Ve zaman…

Bazen hatıralara merhamet eder.

Gazi Parkı düzenlendiğinde, çeşme yeniden gün yüzüne çıktı.

Bu kez evimin karşısında…

Kaderin ince bir tebessümü gibi…

Yine akıyordu su.

Yine bir aslan, zamanın içinden konuşuyordu.

Malatya’da aslan yalnızca bir heykel değildir.

Bir hafızadır.

Bir sürekliliktir.

Belediye Hamamı’nın duvarlarında, eski çeşmelerin taş oluklarında, at arabacılarının hayvanlarını suladığı arslanağızlı çeşmelerde… Hep aynı bakış, hep aynı duruş…

Ve daha geride…

Binlerce yıl öncesinde…

Arslantepe

Orada, toprağın altından çıkan her eser, bize bir şey fısıldar:

Bu topraklarda güç, kudret ve hayat, aslanla anlatılmıştır.

Heykellerde, kabartmalarda, mühürlerde…

Av sahnelerinde, duvar resimlerinde…

Aslan, bu şehrin yalnızca geçmişi değil; dili olmuştur.

Ne var ki o kapı aslanları, o eşsiz eserler…

Yıllar önce alınmış, Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ne götürülmüştür.

Elbette korunmuştur…

Ama bir şehrin hafızası, yerinden koparıldığında biraz eksik kalmaz mı?

Darende’deki “Arslantaşlar” …

Yarım kalmış iki heykel…

Ama tamamlanmış bir anlam…

Yüzyıllar boyunca bu coğrafya, kendini aslanla anlatmıştır.

Bugün biz neyle anlatıyoruz?

Bir zamanlar bir toplantıda, dönemin valisi Ulvi Saran bir soru sormuştu:

“Malatya’nın vizyonu nedir? Amblemde hangi motif olmalı?”

Cevaplar çeşit çeşitti…

Tekstil… Sağlık… Kalkınma…

Ama ben şunu düşündüm:

Bir şehrin vizyonu, yalnızca bugünüyle kurulmaz.

Geçmişinin derinliğiyle yükselir.

Malatya’nın gerçek kimliği, ilk çadırından bugüne taşıdığı bütün izlerin bileşkesidir.

Bu yüzden, kayısının bereketi kadar, arslanın hafızası da bu şehre aittir.

Bugün elimizde ne var?

Arslantepe…

Arslanlı çeşmeler…

Taşlara sinmiş figürler…

Selçuklu’nun izleri… Osmanlı’nın sesi…

Hepsi bir arada bir şehri anlatıyor.

Ama bir şehir, ancak hatırlanırsa yaşar.

Unutulursa…

Sadece taş kalır.

Geliniz…

Bu şehrin hafızasını depolara kaldırmayalım.

Malatya’yı anlatırken yalnızca kayısının tadını değil, arslanın bakışını da hatırlayalım.

Çünkü bazı şehirler meyvesiyle büyür…

Ama ruhunu, sembollerinde saklar.

Ve Malatya…

Ruhunu aslanlarda saklayan bir şehirdir.

Derdi Malatya olanın, dermanı da Malatya’dır.