Ülke ekonomisi her geçen gün kötüye gittikçe, bölgeler arası yatırımlardan uçurumlar oluştukça, geçim alanları daraldıkça bunlara ters orantıda da yaşam koşulları zorlaşmaktadır.
Ülkenin özellikle doğusunda sanayiye yönelik yatırımlar sıfır bandında seyrettiği için bu bölgede yaşayan yurttaşların yaşam koşulları ve geçim kaynakları da gittikçe kötüleşmekte, zorlaşmakta ve bölge insanlarını yaşamlarını idame ettirecekleri yeni iş alanlarına yönlendirmektedir. Yeni iş alanları arayan bölge insanları için en önemli kaynakların başında mevsimlik işçilik gelmektedir. Nedir ağzımızda sakız ettiğimiz mevsimlik işçilik? Mevsimlik işçilik, özellikle tarımsal ürünlerin hasat dönemlerinde üreticilerin ihtiyaç duydukları, kısa hasat döneminde gücünden yararlanılan işçi profiline mevsimlik işçiler diyoruz.
Kendi yaşadığı bölgede, şehirde, köyünde, iş olanağı bulamayan, özellikle doğu bölgelerinde yaşayan, tamamına yakını Kürt kimlikli yurttaşlar, ilkbaharla birlikte, daha okulları tatil olmadan okuyan çocuklarını okullarından alarak, ailenin tümü çoluk çocuk, bebe, genç ihtiyar toplarlar yatağını yorganını düşerler yollara, mevsimine göre Patates, Pancar, Domates, Kayısı, Tütün, Fındık ülkenin hangi köşesinde hangi ürün yetişiyorsa hasat dönemlerine göre o şehirden diğer şehire kış aylarının el avuç yaktığı soğuklarına kadar çalışır dururlar.
İşte bu şekilde tarif ettiğimiz, ülke tarımsal ekonomisinin olmazsa olmazları mevsimlik işçiler bu kadar önemli bir yükü taşımalarına rağmen gel gelelim ki ne hak ettikleri yaşam koşulları, ne de hak ettikleri saygıyı ve değeri bir türlü görememektedirler.
Özellikle kadın işçiler için çalışma sezonu daha zordur ve çekilmezdir. Bir taraftan yevmiyeni kazanacaksın, bebelere bakacaksın, yemek yapacaksın, bulaşıkları yıkayacaksın, kocana kadınlık görevini yerine getireceksin, iş verenden zılgıt yiyip azarlanacaksın. Bu koşullarda işçi olmak ne kadar zorsa kadın olmak on katı yüz katı daha da zordur.
Eğreti çadırlarda, birçok yerde içme suyunun olmadığı, tuvaletin olmadığı, banyo yapacak olanakların olmadığı yavan ekmek, kuru çayla geçen günler insanın insanlık duygularını körelttiği gibi, yaşama, geleceğe karşı da bir keskin bıçak gibi törpülemektedir mevsimlik işçileri.
Çadırlarında çalışacakları tarlalara, bahçelere, ya bir traktör üzerinde, ya bir kamyonet üzerinde balık istifi yola çıkan işçilerin gidecekleri yere ulaşmaları ya bir ehliyetsiz acemi şoförün elleri arasındadır, ya da tamamen Allaha emanettir. Bundan dolayıdır ki, yaz ayları başlayıp ta işçiler yollara düştüklerinde gün geçmez ki, ajanslarda, bültenlerde bir kaza haberi, ocakları söndüren toplu ölümler olmasın. “ falan yerde mevsimlik işçileri taşıyan traktör devrildi, 12’si bir aileden olmak üzere 24 kişi yaşamını yitirdi” gibi haberler bu dönemlerde duymaya alışık olduğumuz sıradan haberler haline gelmektedir.
Peki, bu sonuçlar yaşamını sürdürebilmek için yollara düşen işçilerin kaderi midir, ya da birilerinin dediği gibi bu ölümler bu işçilerin fıtratlarında mı vardır?
Bu ne kaderdir, ne de fıtrat, bu tamamen ülkenin tamamını bir görmeyen, yurttaşlarını ötekileştiren, bölgeler arası yatırımlarda ayrımcı davranan ve bölge insanının bir parça ekmek için yerinde yurdunda edilerek yollara düşmesini yaratan ülkeyi yönetenlerin suçudur.
Kimse bana yollardan bahsetmesin, kimse kalkıp ta bölgede yatırımlara müsaade edilmiyor martavalı okumasın, sen önce yurttaşların arasında ayrımcı ve ötekileştirici tavırlarından ve politikalarından vaz geçeceksin, insanları o traktörlere, o kamyonetlere binmeye mecbur etmeyeceksin işte o zaman ne kader dersin ne de fıtrat.
Doğusundan Batısına her metre karesinin eşit geliştiği bir ülkeye olan özlemimle, yeni ölümlerin olmaması için, her yurttaşın kendi şehrinde, kendi köyünde karnını doyuracağı iş imkânlarının yaratılması için tez elden gerekli adımların atılması dileğimle…