Son yılların revaçta akımı minimalizm, insanların evlerinden dolaplarına, yaşam tarzlarından zihinlerine kadar sirayet etti.
Minimalizm, özellikle 2010'lu yıllarda İskandinav estetiğine yönelim ve bu tür sadeliği öne çıkaran metotlarla yükselişe geçti.
Kapsül gardıropların ve bembeyaz salonların öne çıkarıldığı minimalizm ile daha basit ve 'farkında' yaşanılması hedeflendi.
Birçok sosyal medya platformunda çokça paylaşılan minimalist tarzlar, sade ve tek renk İskandinav tarzı mobilyalar sevildi ve tercih edildi. Ancak böylece 'daha az tüketmeyi' ve 'basit yaşamaya ulaşmayı' hedefleyen minimalizm akımı, aksine daha fazla tüketime neden oldu.
Bu akıma uygun yaşam sürmek isteyen birçok kişi, ona uygun alışveriş yaparak, aslında minimalizmin amacından da şaştı. Bu da bazı insanların minimalizmi 'yaşam tarzı' olarak değil, 'görünüş' ya da 'tarz' olarak benimsediğini ortaya koydu.
'Geçmişe dönüş'
Bir süre minimalizmi yaşam tarzı haline getirmeye çalışanlar bulunsa da tekrar eski alışkanlıkların dönmesi kaçınılmaz oldu. Artık minimalizm etkisinin azaldığı, insanların 'geçmişe dönüş' adı altında farklı, renkli ve geleneksel döşenmiş evleri paylaşarak buna özendiği ve aslında 'özlediği' görülüyor.
Minimalizm akımının düşüşünü ya da dönüşüm hızını artıran nedenlerden biri de Kovid-19 salgınıyla insanların evlere kapanması ve daha fazla eşyaya ihtiyaç duyması oldu.
Dışarıda yapabileceği aktiviteleri mümkünse evde yapmak zorunda kalan insanlar, özellikle çevrim içi alışverişle tüketimlerini artırdı. Bu çerçevede özellikle Kovid-19 salgını sürecinin ardından fiziksel hobilere yönelimde de artış oldu.
İnsanların, beyaz ve bej renk paletlerinden uzaklaştığı ve daha kişiselleştirilmiş seçimlere yöneldiği görülüyor. Daha katmanlı ve karakteri yansıtan tasarımları dengeli bir şekilde tercih edenler, minimalizmden yavaşça uzaklaşıyor.
Bu kapsamda minimalizmin aksi 'maksimalizmin' ve minimalizmin daha rahat ve kişisel versiyonları ortaya çıkıyor.
'Minimalizm ticarileşme sürecine girdi'
Deviprasad Goenka Medya Çalışmaları Yönetimi Üniversitesinden Dr. Jisha Vijay, minimalizm gibi yaşam tarzlarının, yapısal baskıların, baskın kültürel normlarla toplumsal bir yorgunluk oluşturduğunda ortaya çıktığını belirtti.
Vijay, son yıllarda birçok profesyonel kişinin prestijli ve yüksek maaşlı kurumsal kariyerini bırakarak daha basit, değer odaklı bir yaşam sürmeyi tercih ettiğine dikkati çekti.
Bu tür örneklerin, kişisel tercihin ötesinde tükenmişliğe, aşırı tüketime ve kimlik parçalanmasına karşı sosyokültürel bir tepki olduğunu dile getiren Vijay, 'Bir zamanlar fazlalığı azaltma ve bilinçli yaşama felsefesi olarak ifade edilen minimalizm, günümüz piyasasında giderek ticarileşme sürecine girdi.' değerlendirmesinde bulundu.
'Kalabalıktan kurtulma veya dağınıklığı ortadan kaldırma eylemi' olarak başlayan bu sürecin, genellikle bir yenileme döngüsüne dönüştüğüne işaret eden Vijay, şu ifadeleri kullandı:
'Biriken eşyalar sadece azaltılmaz, aynı zamanda özenle seçilmiş, kaliteli 'temel ihtiyaçlar' ile değiştirilir. Bu geçiş sürecinde sürdürülebilirlik, etik bir taahhütten stratejik bir pazar konumuna dönüşür ve minimalist kimlik, nesnelerin yokluğu ile değil, özenle seçilmiş, estetik açıdan zarif nesnelerin varlığıyla ifade edilir. Tüketiciler kısıtlama ve bilinçli davranışı simgeleyen belirli ürünleri satın alarak kendilerini çevreye duyarlı veya değer odaklı olarak görmeye teşvik ediliyor.'
Minimalizmin 'kalabalıktan kurtulma veya dağınıklığı ortadan kaldırma' eyleminden 'kaliteli temel ürünlerle değiştirme' anlayışına dönüştüğünü belirten Vijay, bunun ticarileştiğini vurguladı. Vijay, sürdürülebilirliğin de bir piyasa konumlandırmasına dönüştüğünü ve kimliğin seçilmiş nesnelerle tanımlandığını kaydetti.
Ahlaki ya da bilinçli tüketimin başka bir sektör haline geldiğine değinen Vijay, değer ve piyasa estetiği olmak üzere minimalizm için bir paradoks bulunduğunu ve gerçek anlamda tüketimin azaltılmasının çok nadir olduğunu belirtti.
Sosyal medyanın etkisiyle minimalizm algısının temiz ve sade yaşam alanlarına indirgendiğini aktaran Vijay, bunun da aslında estetik bir tüketim olduğunu gösterdiğini dile getirdi.
'İnsanlar minimalizm ile zihinsel bir düzenleme arayışında'
Vijay, yüksek tüketim odaklı toplumlarda yaşanmasına rağmen insanların 'daha az ile yaşama' fikrine neden çekildiğine ilişkin, 'Sürekli stres, endişe, rekabetçi dünyada yaşamaya yönelik toplum baskısı, bir noktadan sonra insanları 'doymuş' hale getiriyor ve huzuru minimalist olmakta bulmaya başlıyorlar. Onlar için minimalizm, zihinsel bir düzenleme arayışı haline geliyor.' değerlendirmesinde bulundu.
Minimalizm üzerindeki Kovid-19 salgını sürecinin etkisine değinen Vijay, dijital ortama ve sosyal medyaya daha fazla maruz kalan insanların dürtüsel satın alma tutumunun 2020'den itibaren hızla artış gösterdiği ve bunun estetizme geçiş sürecinin önünü açtığını vurguladı.
İnsanlar nostaljiye, kişiselleştirmeye, sıcaklığa ve duygusal katmanlara daha fazla değer vermeye başladıkça 'maksimalizme' doğru bir yönelim olduğuna işaret eden Vijay, bunun minimalizmden uzaklaşmak anlamına gelmediğini, yalnızca yeni bir versiyonunun oluştuğunu dile getirdi.
Minimalizmin 'uzun vadeli sürdürülebilir bir yaşam tercihi olacağını' belirten Vijay, çoğunluğun tüketim toplumlarında yaşadığı bir ortamda minimalizmin epeyce 'idealize edilmiş bir kavram' olduğunu kaydetti.




