Çok sayıda albümün yanı sıra 'Türk Sinemasında Politik Milliyetçilik', 'Türkiye Edebiyat Dergileri Atlası' ve 'Modern Türk Şiirinde Bellek Arayışı'nın arasında olduğu birçok kitaba imza atan Küpçük, 'Dünden Bugüne Arabesk' isimli dosya haberinin ikinci bölümünde, arabesk müziğinin ortaya çıkışına, sanatçı Müslüm Gürses üzerinden bugüne geliş sürecine dair açıklamalarda bulundu.
Küpçük, Müslüm Gürses üzerine Caner Işık ve Nuran Erol'un 'Arabeskin Anlam Dünyası', Serdar Aydın'ın 'Müslüm Gürses Üzerine Antibiyografik Bir Kolaj Denemesi' ile Vadullah Taş'ın 'Müslüm Gürses Efsanesi' adlı kitapları yazdığını belirterek, Gürses'in albümlerinin çözümlemesi, arabeskin sosyolojik öyküsünün bu kitaplarda yer aldığını söyledi.
'1980'lerde arabesk, 'minibüs müziği' olarak da anılıyordu'
Gürses üzerine yazılan tüm makale ve kitaplarda, 2000'li yıllarda sanatçının dinleyici profilinin değiştiği ve arabeskin onunla sona erdiği tezinin sıkça dile getirildiğini belirten yazar, 'Önceki çalışmalarda Gürses'in dinleyici kitlesinin, Türkiye'nin modernleşme imkanlarından yeterince yararlanamayan, mesleki formasyona sahip olamayan, protest eğilimler taşıyan ve bu tepkilerini zaman zaman kendi bedenlerine yönelttikleri şiddetle dışa vuran bir sosyolojik katmandan oluştuğu yönünde çözümlemeler yer alıyordu. Ancak bu değerlendirmeye bütünüyle katılmak kendi açımdan zor. Zira söz konusu konser görüntülerine farklı sanatçıların sahnelerinde de rastlamak mümkündü.' diye konuştu.
Selçuk Küpçük, arabeskin 3 evresi olduğunu aktararak, şunları kaydetti:
'1950'lerden 1980'e uzanan dönemi, arabeskin hem kendi formunu inşa ettiği hem de güçlü bir sosyolojik mirası devraldığı ilk evre olarak görüyorum. Bu yıllar, Anadolu'nun taşra ve kırından büyük kentlerin kenar mahallelerine göç eden, altyapısız semtlerde yaşayan ve çoğu zaman fabrikalara minibüslerle taşınan insanların dönemiydi. Minibüs burada yalnızca bir ulaşım aracı değil, aynı zamanda bir metafordu. Nitekim 1980'lerde arabesk, 'minibüs müziği' olarak da anılıyordu. Plak ya da kasetçalar sahibi olmanın zor olduğu o koşullarda, Ümraniye ve Sultanbeyli gibi semtlerden merkeze yapılan yolculuklarda bu sosyolojik katmanın hikayesi de taşınıyordu. O yarım saatlik, bir saatlik yolculuklarda ise Orhan Gencebay, Hakkı Bulut, Ferdi Tayfur ve daha sonra Müslüm Gürses dinleniyordu.'
'Burhan Bayar, müzik anlayışının değiştiği zamanı temsil eden güçlü bir isim'
Gürses'in Burhan Bayar'la yollarının kesişmesinin ardından popüler olmaya başladığına işaret eden Küpçük, 'Burhan Bayar, 1980 sonrasında stüdyo şartlarının ve müzik anlayışının değiştiği zamanı temsil eden güçlü bir besteci, söz yazarı, müzik yönetmeni ve aranjör. 12 Eylül'den sonra, özellikle Turgut Özal döneminde neoliberal politikayla Türkiye'ye yeni stüdyo aletleri giriyor, sound önemli oranda değişiyor. O dönemde 1970'li yılların politik ideolojik argümanları yerine insanlar kendilerini çok daha farklı kimliklerle tanıtabiliyor, müzik de bundan etkileniyor.' dedi.
Küpçük, arabesk müziğin ikinci dönemine ilişkin şunları anlattı:
'Sosyolojik olarak Anadolu'dan büyükşehirlerin kenar mahallelerine yerleşen ilk göç dalgasının ikinci kuşağı, 1980 sonrası dönemde Anavatan Partisi'nin taşra örgütlenmeleriyle oluşan yeni ekonomik imkanlar sayesinde Türkiye'nin büyüyen pastasından görünür paylar almaya başladı. 2000'lere kadar süren bu süreci İbrahim Tatlıses figürü üzerinden okuyorum. Tatlıses, yalnızca şarkı söyleyen bir sanatçı değil, beste yapan, müzik şirketi kuran, farklı sektörlere giren, sinema yapan ve politik tartışmalarda yer alan bir aktördü. Abartılı bir özgüvenin hakim olduğu bu yıllarda şarkıları siyasi propaganda amacıyla da kullanıldı. Bu çok katmanlı temsil, önceki kuşakta Orhan Gencebay, Ferdi Tayfur ya da Hakkı Bulut'ta görülmeyen bir durumdu.'
'2000'lerde sosyolojik uzlaşı var'
Sanatçı Küpçük, 1950'lerden itibaren merkeze süren sosyolojik yürüyüşün ekonomik ve kültürel alanlardaki yükselişle 2000'lerde iktidar değişiminin de etkisiyle büyük ölçüde tamamlandığını vurgulayarak, bu sürecin en güçlü temsilinin de Müslüm Gürses olduğunu söyledi.
Gürses'in 2004 yapımı 'Neredesin Firuze' filminde Bülent Ortaçgil'in 'Sensiz Olmaz' şarkısını seslendirdiğine işaret eden Küpçük, şunları kaydetti:
'Ortaçgil, bütünüyle beyaz yakalı, kentli, sitelerde oturan insanların sosyolojisini, varoluşsal sıkıntılarını anlatan ve bu sıkıntıları da Anglo-Sakson tarzında bir şarkı yazıcısı formatında ifade eden birisi. Cumhuriyet modernleşmesi içerisinde beyaz yakalı dediğimiz, kenti temsil eden sınıfın en gösterişli temsilini de Bülent Ortaçgil'de bulabiliriz. 'Neredesin Firuze' filminde 'Sensiz Olmaz' şarkısında ilk önce piyano akorları üzerine yavaş yavaş icrasına başlayan Gürses'in sigarasını yaktığı kamera kayıtları, büyük bir özgüveni bize gösteriyor. Bu özgüven, İbrahim Tatlıses'teki o abartılı özgüvenden farklı bir şey. Yani filmdeki bu sahne aslında, 'Biz artık merkeze geldik ve sizin şarkılarınızı okuyabiliyoruz.' demek.'
Küpçük, sanatçının daha sonra rock şarkıları yorumlamasına da dikkati çekerek, 'Gürses'in vaktiyle icra ettiği ve arabeskin kült eserleri diyebileceğimiz şarkıların farklı rock grupları tarafından yavaş yavaş icra edilmesi de büyük bir karşılaşmayla karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor. Bence 2000'lerde sadece siyasal değil sosyolojik olarak da bir uzlaşı var. Bu uzlaşı da merkezle çevrenin uzlaşısıdır. Nihayetinde arabeski taşıyan bu öykü, merkeze ulaştı ve bana göre arabesk bir anlamda öyküsünü tamamladı.' değerlendirmesinde bulundu.
'2000'lerden sonra arabeskin yakınılacak bir öyküsü kalmadı'
Sanatçı Küpçük, 2000'lerden sonra arabeskte baba figürünün de ortadan kalktığını belirterek, şöyle devam etti:
'Müslüm Baba, Ferdi Baba, Orhan Baba figürlerinin artık müzik sektöründe dillendirilmemiş olması, keza dinleyiciler katmanında da yeni bir baba figürünün ihtiyaç duyulmaması söz konusu. Çünkü 2000'lerde artık sermaye dediğimiz şey uluslararası ölçeğe sıçradı. Anavatan Partisi dönemiyle orta ölçekli sermaye oluşturan ikinci kuşağın, üçüncü jenerasyonu da çok daha iyi kolejlerde eğitim almış, yabancı dil bilen, uluslararası ilişkiler anlamında ekonomik ortaklıklar ortaya koyuyor. Yani yeni bir sosyoloji var. Dolayısıyla arabeskin artık yakınılacak bir öyküsü kalmadı. Ben, bu dönemi en güçlü temsil eden öykünün Müslüm Gürses üzerinden açıklanabileceğini düşünüyorum.'
Son dönemde arabeskin tamamladığı öyküyü rap müziğinin devraldığına dikkati çeken Küpçük, kentte oluşan yeni sosyolojik çevrenin dilinin rap olduğunu söyledi.
'Gürses'i inşa eden imge, yorum gücü'
Selçuk Küpçük, arabesk müzikte Ferdi Tayfur, Orhan Gencebay, Müslüm Gürses ve Hakkı Bulut'un önemine dikkati çekerek, 'Temsil güçleri ve sosyolojik dönüşüm bakımından bu isimler aynı. İbrahim Tatlıses'in ise başka yere oturduğunu söyledim. Orhan Gencebay, Ferdi Tayfur ve Hakkı Bulut, aynı zamanda besteci. Müslüm Gürses'in de besteleri var ama birkaç eserle sınırlı. Gürses'i aslında inşa eden imge, ağırlıklı olarak yorum gücü ve bu yorum gücünün diğerlerinden farklı olması.' dedi.
Gencebay'ın da çok güçlü bir icracı olduğunu kaydeden Küpçük, 'Gencebay, Türk müziğinin ihtiyacı olan armoni, stüdyo müzisyenliği, partisyon yazma, orkestrasyon ortaya koyma gibi teknik altyapıları adeta 1960'ların ikinci yarısından itibaren biçimlendiriyor. Yani bugün stüdyo sanatçılığı dediğimiz bir kavram varsa onun temelinde Orhan Gencebay vardır. Ferdi Tayfur ve Hakkı Bulut, daha çok icracı olmakla birlikte kendi şarkılarını okuyan isimler.' şeklinde konuştu.
Küpçük, 1979-1980'lerde toplumun sol kesiminin arabeske dair küçümseyici tanımlamalar yaptığını da aktararak, 'Halbuki Alman müzikolog Martin Greve, 'Almanya'da Hayali Türkiye'nin Müziği' kitabında şu bilgiye yer veriyor: 'Almanya'da kuşaklar, Türk kimliklerini korumak için yıllar boyu arabesk dinlemiş. Yani bizde arabesk, Türk kimliğini yozlaştıran bir eylem ya da müzik formu olarak algılanırken Almanya'da tam tersi, oraya göç eden Türk vatandaşlarının Türk kimliklerini koruyabildiği birkaç enstantaneden birisi olarak ortaya çıkıyor.' ifadelerine yer verdi.
Arabesk müziğin form değiştirebildiğine vurgu yapan Küpçük, sözlerini şöyle tamamladı:
'Mesela raple içe içe geçerek ve muhtemelen caz üzerinden de biçimlenebilir. Arabesk zaten eklektik yapısı gereği, dünya müziğine açık bir form ve ben bu formun çok dinamik olduğunu görüyorum. Popçular da 1970'li yıllardan beri bu dinamizme kayıtsız kalamadı. Mesela 'İkimiz Bir Fidanız' gibi, Hakkı Bulut'un şarkıları okundu. Orhan Gencebay'ın 'Gönül' şarkısını Zerrin Özer okudu. Görüldüğü gibi arabesk aslında sadece kendisini dönüştüren bir form değil, Türk pop müziğini bile dönüştürme gücünü içinde barındıran bir form olduğunu düşünüyorum.'



