Pazar günü öğleden sonra çekyata uzanmışsınız. Şöyle bir tavanı izliyor ya da öylesine dalıp gitmişsiniz. Tam o an, içinizde o tanıdık ve rahatsız edici his beliriyor: Suçluluk. "Şu an boş boş yatacağıma kalkıp bir işin ucundan tutsaydım," "İnternetten ek bir şeyler mi araştırsaydım," veya "En azından şu yarım kalan işleri toparlasaydım..."
Tanıdık geldi mi? Haklısınız, çünkü günümüzün bize attığı en büyük kazık tam olarak bu: Dinlenmeyi bile bir külfete dönüştürmek.
"Hiçbir Şey Yapmama" Özgürlüğünün Kaybı
Eskiden "boş zaman" dediğimiz şey, kapının önüne bir sandalye atıp gelip geçeni izlemek, balkonda sessizce çay içmekti. İnsanın durma, kafayı boşaltma ve dünyadan fişini çekme hakkıydı. Şimdi ise bu boşluğu sürekli bir telaşla doldurmak zorundayız.
Sistem bize sinsice şunu fısıldıyor: Eğer koşturmuyorsan, bir şey üretmiyorsan ya da yorulmuyorsan, zamanını israf ediyorsun. Bu yüzden akşam televizyon karşısında çayımızı yudumlarken bile bir elimizde telefon; sürekli piyasaları takip ediyor, haberleri kaydırıyor, "acaba şuradan da bir şeyler çıkar mı" diye zihnimizi yoruyoruz. Kendi hayatımızın hem acımasız patronu hem de tükenmiş işçisi haline geldik.
Dinlenme Mesaisi ve Bitmeyen Koşturmaca
Kendimizi bir insan gibi değil, sürekli şarjda kalması gereken bir makine gibi görüyoruz. Sorun şu ki, bu "boş durmama" çabası bizi dinlendirmiyor, aksine daha da bitiriyor.
Hafta sonu ailece bir parka, bir mesire alanına gitmek bile kafa dinlemekten çıktı; yolları, kalabalığı, koşturmacası derken üstüne yorulup eve döndüğümüz bir mesaiye dönüştü. İnsanın sadece kendi keyfi için yaptığı şeylerin içi boşaltıldı; ucunda bir kazanç veya başkalarına gösteriş yapacak bir durum yoksa, yaptığımız hiçbir şeye saygı duyulmaz oldu.
Tavanı İzlemek Bir Direniştir
İnsanın sadece durmaya ihtiyacı var. Hiçbir amacı olmayan, hiçbir şeye hizmet etmeyen, cebimize para koymayacak, saf bir tembelliğe ihtiyacımız var. Çünkü zihin, o sürekli bilgi bombardımanının kesildiği, sıkıldığı ve başıboş bırakıldığı anlarda kendini yeniler. Sürekli bir şeylere "yetişmeye" çalışırken, aslında kendi iç sesimizi duymayı unutuyoruz.
Sürekli meşgul görünme ve bir şeyler yapma baskısı, modern insanın içini kemiren görünmez bir hastalıktır. Bu yüzden, bugün o çekyata uzandığınızda ve o suçluluk duygusu yakanıza yapıştığında ona şu cevabı verin:
Ben bir makine değilim. Sadece duruyorum ve evet, şu an boş boş tavanı izlemek dünyanın en haklı işi.