ORTADOĞU’DA BARIŞIN DİLİ

Ortadoğu, insanlık tarihinin hem en eski medeniyetlerini hem de en derin çatışmalarını bağrında taşıyan bir coğrafyadır. Bu topraklar, Nuh’un gemisinden Musa’nın asasına, İsa’nın duasından Muhammed’in çağrısına kadar ilahî hikâyelerin merkezidir. Fakat aynı zamanda savaşların, göçlerin ve yıkımların da sessiz tanığı olmuştur. Bugün “barış” sözcüğü, belki de en çok Ortadoğu dillerinde yankı bulmayı beklemektedir.

Barışın Kökleri ve Dilin Gücü

Barış, yalnızca diplomatik bir süreç değil; bir kültür, bir dil meselesidir. Ortadoğu halkları yüzyıllardır ortak kelimelerle konuşmuş, aynı dualarda buluşmuştur. “Selâm”, “Şalom” ve “Peace” sözcükleri farklı inançların dilinde aynı anlamı taşır: huzur, güven, esenlik. Bu ortak kelimeler bile aslında kadim bir kardeşliğin izlerini taşır. Dil, bu bağlamda sadece iletişim aracı değil, barışın ilk tohumu olmalıdır.

Edebiyatın ve Kültürün Barışa Katkısı

Ortadoğu’da barışı kurmak, tanklarla değil kalemlerle mümkündür. Şairlerin dizeleri, müzisyenlerin ezgileri ve hikâyecilerin sesi, halkların kalbine ulaşabilen en güçlü köprülerdir. Lübnanlı şair Halil Cibran’ın dediği gibi: “Savaşta kazananlar değil, sadece kaybedenler vardır.” Türk, Arap, Kürt, Fars ya da Yahudi fark etmez; hepsinin türkülerinde aynı özlem yankılanır: yuvaya, sevgiye, sükûnete dönme isteği.

Modern Dünyada Barışın İmkanları

Son yıllarda imzalanan diplomatik anlaşmalar, bölge halklarının yüreklerinde yeni bir umut doğurmuştur. Abraham Anlaşmaları, İran-Suudi Arabistan yakınlaşması, uluslararası barış platformları bu umutların ifadesidir. Ancak kalıcı barışın sağlanması, yalnızca siyasetle değil, toplumların ortak kültürel hafızasıyla mümkündür. Çünkü adalet ve merhamet duygusu yeniden yeşermedikçe, hiçbir imza kalıcı olamaz.

Barışın Dili İnsanlığın Dili

Ortadoğu’da barışın dili, bütün insanlığın vicdanında yankılanmalıdır. Bu dil, ne yalnızca Arapça ne de yalnızca Türkçedir; sevginin, adaletin ve ortak insanlık değerlerinin dilidir. Belki de gerçek barış, toprak paylaşımında değil, “gönül paylaşımında” gizlidir. Çünkü yüzyıllardır süren kavgalar, ancak kelimelerle değil kalplerle kurulan bir dille sona erebilir.