Ramazan ayının başlamasıyla birlikte Malatya’da evlerin düzeni değişti. Sahur hazırlıkları, iftar sofraları, artan mutfak alışverişleri ve bayrama uzanan temizlik planları… Özellikle ev kadınları için bu ay, manevi olduğu kadar yoğun bir tempoyu da beraberinde getiriyor.
Gün boyu oruçlu halde yemek hazırlamak, sofrayı kurmak, kaldırmak ve ertesi günün hazırlığını planlamak… Ramazan’ın görünmeyen emeği çoğu evde mutfakta taşınıyor.
Tam da bu noktada son yıllarda yeniden gündeme gelen bir kavram dikkat çekiyor: “Tuz hakkı.”
Türk kültüründe “ekmek ve tuz hakkı geçmek” ifadesi, verilen emeğin unutulmaması gerektiğini anlatır. Osmanlı’dan günümüze uzanan bu anlayışta, bir sofrada paylaşılan tuz bile manevi bir bağ kabul edilir.
Malatya’da sosyal medya paylaşımlarıyla birlikte “tuz hakkı” konusu yeniden konuşulmaya başlandı. Bazı aileler Ramazan sonunda küçük bir hediye ya da özel bir teşekkürle bu emeği karşılamayı tercih ediyor.
Kent merkezinde konuştuğumuz birçok ev kadını için ise mesele hediyenin değeri değil, emeğin fark edilmesi. “Bir teşekkür bile yeter” diyenler de var, “İnsan yaptığı işin görülmesini istiyor” diyenler de.
Ancak konuya farklı bakanlar da var.
Bazı kesimler, “tuz hakkı” geleneğinin kadın emeğini sadece bayramlık bir hediyeye indirgediğini savunuyor. Onlara göre asıl mesele bir yüzük ya da altın değil; yıl boyunca paylaşılan sorumluluk ve görünürlük.
Bu tartışma Malatya’da da sessiz sedasız konuşuluyor.
Uzmanlara göre “tuz hakkı” bir zorunluluk değil; Ramazan’ın ruhundaki vefa ve kıymet bilme anlayışını hatırlatan bir sembol. Ancak sembolün içinin nasıl doldurulacağı her ailenin kendi yaklaşımına kalmış durumda.
Ramazan daha yeni başladı. Sofralar yine bereketle kurulacak.
Ama ay sonunda Malatya’daki birçok evde belki de şu soru yankılanacak:
Bu emek gerçekten görülüyor mu, yoksa sadece bir güne mi sığdırılıyor?