Resim

Her ne kadar sokaklar bir seçim havasına girmiş ise de vatandaşın havası ekonomi, geçim derdi, işsizlik ve gün geçtikçe insanların hayatında giderek kendisini htiren yokluk, yoksulluk, işsizlik duygusunun giderek daha çok derinleşip yaygınlaşarak kendisini htirmesidir.

Tereddütsüz bu psikolojik ruh hali toplumun her bireyi için söz konusu. Kimisinde az kimisinde çok.

İki kişi konuştuğu zaman yanına yaklaşıp dinleyin, konu ne olursa olsun iki kelimeden sonra söz dönüp dolaşıp iş, aş, para var, yok

meselesine gelip takılıyor.

Yani haksız da sayılmazlar.

Büyük bir umut ve çaresizlik belirsizlik ve kararsızlık içinde dönüp duruyorlar.

Neden olmasın ki!

Adam çiftçi.

Babadan kalma bir pancar fasulye ekimi vardı onlar gitti. Sebze dikti tutmadı.Tütün dedi boğazında kaldı.

Biraz modernleştirmek istedi yaptığı çiftçiliği bağ, bahçe işine, yöneldi elma üretti sonuç alamadı, kiraz üretti olmadı, kayısı elindeki joker ürün olarak kaldı oda yavaş yavaş cazibesini kaybetmeye başladı. İthalatı olmayan tek bir ürün olmasına rağmen oda elinde şişti kaldı.

Bir taraftan, bir türlü ödeyemeyip her yıl hükümetin faizleri birlikte ertelediği banka borçları. Diğer taraftan her yıl TARSİM den kaynaklı yaşadığı mağduriyetler.

Şimdi derin, derin düşünüyor ne yapabilirim ne ekebilirim diye. Zira geçim işi başka bir şeye benzemez.

Tarım bakanı tarım ve hayvancılıkta Avrupa da birinciyiz deyince merak etmeden duramıyor.

Yaşadıklarım mı doğru, yoksa bakanın söylediklerimi?

Kendi tarlasında bankaların amele'si durumuna gelmiş.

Çiftçiliğin yanında birde hayvancılıkla uğraşıyordu, iki iş bir arada olmuyor, masrafları ağırlaştı diyerek hayvancılığı tamamen bıraktı. Önce her evde en azında bir inek, bir iki koyun ya da keçi varken şimdi bırak koyun, keçiyi kapısında bir kedi bile kalmadı.

Bunu bildikleri halde şu belediye başkan adaylarının seçim vaatlerinin arasına "Beldeye en büyük hayvan pazarını açacağım." demelerini insan merak ediyor. Hangi hayvanın pazarı acaba!!!

Adam esnaf.

Devletin kayıtlı işsizi. Öyle bir hale gelmiş' ki akşam dükkanı kapatıp eve gittiği zaman sabah gelmek istemiyor. Sabah dükkana geldiği zaman akşam eve gitmek istemiyor. Maliye ye borçlu, muhasebeciye borçlu, imalatçıya, toptancıya borçlu, bankaya borçlu, SGK' ya borçlu, dükkandaki malın sahibi değil artık bekçisi durumunda ama o kendisini hala ahi evran esnaf olarak görüyor. Raflardaki mallar ona bakıyor, o raflardaki mallara.

Devlet(maliye) iki de bir borcunu tahsil etmek için borcu faizleri de silerek yapılandırıyor ki para toplasın bir heyecanla ilk taksitini yatırıyor gerisin geri yine başa dönüyor. Bir daha ki sefere deyip çaresiz işi Allaha havale edip bir soluklanıyor ama nafile.

Dükkanı kapatıp işi bıraksa bir dert, bırakmayıp devam etse başka bir dert.

Acaba diyorum kendi işinin patronumu yoksa maliyenin kayıtlı ücretli işçisi mi?

Adam ücretli çalışan.

Kamu, özel sektör fark etmez. Dün iyi kötü aldığı maaşla bir hayal kuruyordu bu gün bu hayali bile kuramıyor. Kiminin aldığı maaş açlık sınırının altında, kiminin yoksulluk sınırının.

Emekli o da ha keza öyle. Günü kurtarmanın derdinde. Bu şartlarda, hele birde kapısını bir hastalık çaldım ı vay haline. Adam dünyaya geldiğine bin pişman oluyor.

Öğrenci.

Ailesi bin bir türlü fedakarlıklarla okutmuş, üniversiteye kadar gelmiş. Tam hayata hazırlanıp özgür olacağım diye sevineceği yerde acaba mezun olursam iş bulabilir miyimin ağır endişesi altında. Ne umutlarla geldiği üniversitede hayal bile kuramaz olmuş. Kapının arkasındaki işsizlik canavarı uykularını kaçırıyor.

O kadar emekten, mürekkep yalayıp dirsek çürüttük ten sonra gelip hiç okula bile gitmemiş, bir kitap bile okumamış ama bir şekilde işi kılıfına uydurarak zengin olmuş ya da siyasetin üst makamına gelmiş ya da getirilmiş olan birinin elinin altında kendine iş arıyor.

Şu kara kalem resimde bu ara en mutlu ve mesut olan, yarınına umut ve güvenle bakan tek bir kesim var oda siyasetçiler.

Bol keseden atıp tutuyorlar. Soran yok, sorgulayan yok. Kafalarındaki resme istedikleri gibi, istedikleri renkte fırça atıyorlar.

Vaat çok. Dil istedikleri gibi dönüyor. Nasıl olsa kemiği yok.

Çok değil bir ay sonra her şey yerine oturur.

Bizim Doğanşehir de, köy ve beldeler de resim bu.