VİRÜS GERÇEĞİ

Şu ana kadar dünya kapitalist(neo liberal)ekonomik sisteminin dümeninde bulunan siyasi iktidarlar kendi sistemlerinden kaynaklanan,özellikle ekonomik ve sosyal temelli insani sorunları bir şekilde örtbas ederek günümüze kadar rahat bir şekilde geldiler.

Çünkü uyguladıkları ekonomik,sosyal ve siyasal politikalara alternatif bir güç olmadı oluşmadı.

Zaman zaman sosyal demokrat iktidarlar ile bazı açılımlar oldu ise de daha ileri gidilmedi.

Bunu şu an, ani bir şekilde karşılaşmış oldukları bu olağanüstü durum karşısında takındıkları tutumlardan anlayabiliyoruz.

Bu ana kadar her adımları,

Taktik ve ya stratejik her yatırım ve politikaları ekonomik(para) kâr odaklıydı.

Bu anlamda çokta başarılı oldular.

Her biri kendi alanlarında gelebilecekleri en yüksek seviyeye kadar geldiler.

Peki şimdi ne oldu.

Bundan sonra ne olacak.

Asıl sorun bu.

Hiç beklemedikleri bir anda,hiç beklemedikleri, kendi elleri ile yaratıkları bomba ellerinde patladı.

Halbuki,mutasyona uğrayarak insan hayatını tehdit edecek olan mikropların,böyle bir noktaya gelebileceğini ilaç, silah,bilişim,enerji,gıda,eğitim hata sağlık sektörünü elinde bulunduran ve her biri kendi alanlarında tekelleşen bütün şirketler ve onları temsil eden iktidar ve hükümetler bu sonucu hiç beklemiyorlardı.

Belki hesaplıyamadıkları virüsün bu kadar kısa bir sürede küresel bir tehdide dönüşebilme hızıydı.

En önemlisi de sermayenin bu serbestçe, fütursuzca dolaşımını tehdit etmesi oldu.

Aslında,sistem temsilcilerinin ta baştan beri işin farkında oluşlarını yaptıkları açıklamalarda anlıyoruz.

Belki;çıktığı bölgede lokal bir şekilde kalıp kontrol altına alınabilinir diye düşündüler.

Tıpkı kontrollü bir şekilde lokal olarak uyguladıkları savaş politikaları gibi!

Buda lokal bir olay olarak çıktığı bölgede sınırlı olarak yaşanır ve öyle kalır diye düşündüler.

Tüm politikalarının asıl kaldıracı olan ve her uygulamada küresel bir laboratuvara dönüştürdükleri ve birer kobay gibi kullandıkları insan denen canlının kendileri ile aynı genetik özelliklere sınıf ve sosyal statü farkı gözetmeksizin sahip oluşu doğal olarak kendilerinide kapsama alanına aldı.

Doğal olarak onlarda can tehtidi karşısında kendi sınırlarına çekilmek zorunda kaldılar.

Küresel alanda insan hareketlerinin kısıtlanması doğal olarak ekonomiden siyasete her alanı doğrudan etkiledi ve doğal olarak içine kapalı bir daralmaya,bir öz savunma tepkisine,arayışına,savunmaya itti.

Belki küresel bir saldırıyı lokal düzeye,Yani kendi sınırlarına çekerek daha kolay atlatabilirledi.

Doğru olanda buydu.

Tabi bu savunma refleksi bazı siyasi yorumcular tarafında farklı şekillerde yorumlanmaya başlandı.

Kimilerince bu doğal süreç bu etkileşim artık kapitalist emperyalist politikaları sol ve sosyalist politika ve devletlerin doğuşuna itecek.

Bunun sonucunda daha güçlü sosyal politikalar,ve sosyal devletler oluşacak.

Kimilerince,Milli ve milliyetçi toplum ve devletlerin doğuşuna itecek.Öldü denilen milliyetçiliklerin öneminin farkına varılacak.Milliyetçi devlet ve politikalar öne çıkacak.

Hatta kimilerince bu süreç dini,özelliklede islami temelli dini toplum ve devletlerin,iktidarların doğuşuna neden olacaktır.

Başka bir deyişle öldü denilen siyasal islamcı anlayış yeniden canlanacaktır!

Her bir görüş ve yorum sahibi kendi bakış açısına göre bu gelişmeler ışığında haklı olabilir!

Ancak; şu unutulmamalı bu tarz toplumsal dönüşümler belli bir takım ekonomik,sosyal ve siyasal sorunların niceliksel birikimlerinin sonucunda oluşabilecek niteliksel durumlardır.

Sadece bu şartların oluşması ile de her şey olmuyor.

Bu değişimleri,örgütleyip,öncülük edecek olan bir toplumsal güçte lazım.

Peki varmı?

Böyle bir güç veya sınıf.

Yok.

Yani;

Günümüz koşullarında bunun ne maddi nede manevi bir temeli yok.

O halde.

Geriye kalan şu.

Mevcut sistem,ekonomik ve sosyal olarak daha güçlü olduğu devlet ve toplumlarda kendi içinde kendini daha reformize ederek,yani sosyal devleti toplumsal tabanda daha çok öne çıkararak yoluna devam edecektir.

Sermaye bu sefer daha kontrollü ve daha bir toplumsallaşarak.

Yani sosyal politikaları,demokratik ve özgürlükçü,kısmi gelir adaleti gibi,bir şekilde.

Yani içini doldurarak yoluna devam edecektir.

Tabi bu politikasını etkili olduğu tüm çoğrafyalarda uygulayacaktır.

Burada kaybedecek olan,milliyetçilik ve siyasal islamcı bakış açısı gibi sadece ideolojik olarak varlığını devam ettirmeye çalışan yaklaşımlardır.

Çünkü her iki yaklaşım şekli gelinen aşamada sadece birer ıdeoloji olarak kalacaklar ve zamanla da ortadan kalkacaklar.

Zira her ikiside maddi olarak zaten kapitalist özel mülkiyet ilişkilerinin egemen olduğu kapitalizmin siyasal birer yansımasıdır.

Kapitalizmdeki her demokratik dönüşüm ve reform bu ideolojilerin bir o kadar küçülüp yok olması demektir.

Çünkü hızla küreselleşen ekonomik ve sosyal koşullar toplumları kendi sınırları içinde çıkarıp kendine uygun bir şekle sokuyor.

Buda dünya insanıdır.

Önümüzde yeni mülkiyet ilişkilerinin oluşacağı yeni bir süreç olacak.

Yeni toplumsal mülkiyet ilişkileri de

Yeni toplumsal ilişkiler demektir.

Yinede zaman en iyi öğreticidir derim.

Bekleyip göreceğiz.

Bu bir ihtiyaç değil.

Bir zorunluluktur.