Hasan Çelik
Köşe Yazarı
Hasan Çelik
 

HÜSEYİN DOĞAN DEDE -1-

ANADOLU’DA BİR GÖNÜL ERİ: MÜRŞÎD-İ KÂMİL (SEYYÎD) HÜSEYİN DOĞAN DEDE             İnsan, nasıl ölümsüzleşir?             Savaşarak mı, kan dökerek mi yoksa barışı ve hoşgörüyü tüm kâinata yayarak mı?             Bir sevgiye ve Sevgili’ye armağan edilen dünyamızda elbette ki barışı ve hoşgörüyü tüm insanlığa armağan eden/edebilen insanlar ölümsüzleşeceklerdir!    *** Yunus’u, Mevlâna’yı, Hacı Bektaş Velî’yi, Ahî Evran’ı, Gülbaba’yı, Ahmed Yesevî’yi, Âşık Veysel’i ve Hüseyin Doğan Dede’yi ölümsüzleştiren de barışın, sevginin ve hoşgörünün dilini konuşabilmeleri ve insan olabilmenin en temel erdemleri saydığımız bu duyguları tüm insanlığa armağan olarak sunabilmeleriydi…  *** Ya sevgiden uzak olanlar, onlar ne haldeler? İslam coğrafyasına bir bakın, hangi anne çocuğunun adını “Yezid” koymuş, ya da “Yezid” ve “sevgi” kelimeleri hangi ortak cümlede kullanılmış diye? Bulamazsınız… Niye? Çünkü iktidar olmakla, adaleti tesis etmek ve sevgi sahibi olmak farklı şeylerdir… Yezid’de bir zamanlar iktidar sahibiydi, hem de bugün bile lanetlenecek kadar adaletsiz bir iktidarın… *** Hüseyin Doğan Dede; 1902 yılında Elazığ İlimizin merkez köylerinden yeni ismiyle Çatalharman, eski ismiyle Hozik Köyüne bağlı Şıhıs Mezrasında doğmuştur. Babası Ağuçan (Ağuiçen) Ocağı'ndan Seyyîd Doğan Dede’dir. Annesi Şeyh Hasan Köyünden Şeyh Ahmet Ocağı Dedelerinden Seyyîd İbrahim Efendi'nin kızı Seyyîde Satı Ana’dır.. Küçük yaşta yetim kalan Hüseyin Doğan Dede, altı aylık bir zaman aralığında hem annesini hem de babasını kaybetmiş ve Adıyaman’ın Çelikhan İlçesi Pınarbaşı (Bulam) Beldesindeki akrabalarının bakımına alınmıştır. Burada yaklaşık iki yıl çobanlık yapan Hüseyin Doğan Dede’yi talipleri olan Balıyan Aşireti, Malatya’nın Kırlangıç Köyüne getirmiş ve kendisine bir ev yaparak, Erzincanlı Kemal (Aydın) Dede’yi bakımıyla görevlendirmişlerdir. Ancak 8 yaşında hem öksüz hem de yetim kalan Hüseyin Doğan Dede’nin çocukluğu da savaşların gölgesinde geçmiştir. Dede, içinde bulunduğu bu durumu bizlere şöyle aktarmıştır: “8 yaşında yetim kaldım, Malatya’ya geldikten sonra bana özel öğretmen tuttular, 6 ders aldıktan sonra Balkan Savaşı, ardından 1. Dünya Savaşı, onun arkasından da İstiklal Savaşı başladı. Ben ne öğrendiysem, halktan ve diğer büyük Dedelerden öğrendim” demiştir. Hüseyin Doğan Dede’yi tanıyanların iyi bildiği bir hususu da burada tekrar belirtmekte yarar görüyorum çünkü ne yetim kalması ne öksüz olması nede çok büyük savaşların gölgesinde geçirilen bir çocukluk hayatı Hüseyin Doğan Dede’nin öğrenme azminin ve Dedelik Kurumunun getirdiği/gerektirdiği o ilim öğrenme âşkını engelleyememiştir. Dede, İbrahim Ethem’in şiirlerini Farsça okuyabilecek kadar Divân Edebiyatına hâkimdir. İslâm tarihi ve hukukunda engin görüşleriyle herkesi etkileyebilmiştir. Hüseyin Doğan Dede, 1915’te Arguvan – Mineyik’te (Kuyudere) toplanmış ve 40’ın üzerinde Seyyîd Ocağı'nın katılmış olduğu “Dedeler Kurultayında”, henüz 13 yaşında olmasına rağmen Mürşîd-i Kâmil seçilmiş ve eğitilmesi için özel hocalar tutulmuştur. “Şûrâ-ı Devlet Reisliğinden” yani bugün ki adıyla Danıştay’dan emekli Cafer Bey ile Molla Hüseyin Efendi bu özel eğitimi üstlenmişlerdir. Hüseyin Doğan Dede, Alevi-Bektaşi tasavvufunda yetkin birçok Dede’den de dönüşümlü olarak dersler almış ve Arapça - Farsça dillerini, okur-yazar olmak üzere çok iyi öğrenmiştir. Küçük yaşta olmasına rağmen Kurtuluş Savaşında aktif görev almış ve kendisine bağlı tüm Alevi-Kızılbaş Ocaklarını harekete geçirmiştir. Doğan Dede, merhum Ekrem Ramazanoğlu ile birlikte Çukurova Bölgesinin Fransızlara karşı direnişini örgütlemiş ve bölgenin Fransız işgalinden kurtulmasını sağlamıştır. 1946 yılına gelindiğinde ise Hüseyin Doğan Dede, hayatı boyunca, kendi isteği dışında yaptığı tek ve istisnasız bir alana yani siyasete, halktan gelen yoğun baskılara dayanamayarak girmek durumunda kalmıştır. Dede, 1946 yılında gerçekleştirilen Milletvekili seçimlerinde bağımsız aday olmuş ancak seçilecek kadar oy almasına karşın, seçim sisteminin o günkü şartlarından dolayı milletvekilliğini kazanamamıştır. 14 Mayıs 1950'de gerçekleştirilen genel seçimlerde CHP’den Malatya Milletvekili olarak meclise girmiş ve 9. dönemdeki mecliste Malatya’yı temsil etmiştir. Dede, 1954 – 1965 yılları arasında aktif siyasetten uzak kalmayı tercih etmiştir. 1965 seçimlerine girildiği dönemde Hüseyin Doğan Dede halktan gelen yoğun istek üzerine tekrar Milletvekili adayı olmuş ve seçildiği 1965 - 1969 yılları arasında bu kez de Adalet Partisi'nde (AP) milletvekilliği görevini yürütmüştür. Devam edecek...
Ekleme Tarihi: 21 Mayıs 2021 - Cuma

HÜSEYİN DOĞAN DEDE -1-

ANADOLU’DA BİR GÖNÜL ERİ: MÜRŞÎD-İ KÂMİL (SEYYÎD) HÜSEYİN DOĞAN DEDE

            İnsan, nasıl ölümsüzleşir?

            Savaşarak mı, kan dökerek mi yoksa barışı ve hoşgörüyü tüm kâinata yayarak mı?

            Bir sevgiye ve Sevgili’ye armağan edilen dünyamızda elbette ki barışı ve hoşgörüyü tüm insanlığa armağan eden/edebilen insanlar ölümsüzleşeceklerdir!   

***

Yunus’u, Mevlâna’yı, Hacı Bektaş Velî’yi, Ahî Evran’ı, Gülbaba’yı, Ahmed Yesevî’yi, Âşık Veysel’i ve Hüseyin Doğan Dede’yi ölümsüzleştiren de barışın, sevginin ve hoşgörünün dilini konuşabilmeleri ve insan olabilmenin en temel erdemleri saydığımız bu duyguları tüm insanlığa armağan olarak sunabilmeleriydi… 

***

Ya sevgiden uzak olanlar, onlar ne haldeler?

İslam coğrafyasına bir bakın, hangi anne çocuğunun adını “Yezid” koymuş, ya da “Yezid” ve “sevgi” kelimeleri hangi ortak cümlede kullanılmış diye?

Bulamazsınız…

Niye?

Çünkü iktidar olmakla, adaleti tesis etmek ve sevgi sahibi olmak farklı şeylerdir…

Yezid’de bir zamanlar iktidar sahibiydi, hem de bugün bile lanetlenecek kadar adaletsiz bir iktidarın…

***

Hüseyin Doğan Dede; 1902 yılında Elazığ İlimizin merkez köylerinden yeni ismiyle Çatalharman, eski ismiyle Hozik Köyüne bağlı Şıhıs Mezrasında doğmuştur. Babası Ağuçan (Ağuiçen) Ocağı'ndan Seyyîd Doğan Dede’dir. Annesi Şeyh Hasan Köyünden Şeyh Ahmet Ocağı Dedelerinden Seyyîd İbrahim Efendi'nin kızı Seyyîde Satı Ana’dır.. Küçük yaşta yetim kalan Hüseyin Doğan Dede, altı aylık bir zaman aralığında hem annesini hem de babasını kaybetmiş ve Adıyaman’ın Çelikhan İlçesi Pınarbaşı (Bulam) Beldesindeki akrabalarının bakımına alınmıştır. Burada yaklaşık iki yıl çobanlık yapan Hüseyin Doğan Dede’yi talipleri olan Balıyan Aşireti, Malatya’nın Kırlangıç Köyüne getirmiş ve kendisine bir ev yaparak, Erzincanlı Kemal (Aydın) Dede’yi bakımıyla görevlendirmişlerdir.

Ancak 8 yaşında hem öksüz hem de yetim kalan Hüseyin Doğan Dede’nin çocukluğu da savaşların gölgesinde geçmiştir. Dede, içinde bulunduğu bu durumu bizlere şöyle aktarmıştır: “8 yaşında yetim kaldım, Malatya’ya geldikten sonra bana özel öğretmen tuttular, 6 ders aldıktan sonra Balkan Savaşı, ardından 1. Dünya Savaşı, onun arkasından da İstiklal Savaşı başladı. Ben ne öğrendiysem, halktan ve diğer büyük Dedelerden öğrendim” demiştir.

Hüseyin Doğan Dede’yi tanıyanların iyi bildiği bir hususu da burada tekrar belirtmekte yarar görüyorum çünkü ne yetim kalması ne öksüz olması nede çok büyük savaşların gölgesinde geçirilen bir çocukluk hayatı Hüseyin Doğan Dede’nin öğrenme azminin ve Dedelik Kurumunun getirdiği/gerektirdiği o ilim öğrenme âşkını engelleyememiştir. Dede, İbrahim Ethem’in şiirlerini Farsça okuyabilecek kadar Divân Edebiyatına hâkimdir. İslâm tarihi ve hukukunda engin görüşleriyle herkesi etkileyebilmiştir.

Hüseyin Doğan Dede, 1915’te Arguvan – Mineyik’te (Kuyudere) toplanmış ve 40’ın üzerinde Seyyîd Ocağı'nın katılmış olduğu “Dedeler Kurultayında”, henüz 13 yaşında olmasına rağmen Mürşîd-i Kâmil seçilmiş ve eğitilmesi için özel hocalar tutulmuştur. “Şûrâ-ı Devlet Reisliğinden” yani bugün ki adıyla Danıştay’dan emekli Cafer Bey ile Molla Hüseyin Efendi bu özel eğitimi üstlenmişlerdir. Hüseyin Doğan Dede, Alevi-Bektaşi tasavvufunda yetkin birçok Dede’den de dönüşümlü olarak dersler almış ve Arapça - Farsça dillerini, okur-yazar olmak üzere çok iyi öğrenmiştir. Küçük yaşta olmasına rağmen Kurtuluş Savaşında aktif görev almış ve kendisine bağlı tüm Alevi-Kızılbaş Ocaklarını harekete geçirmiştir. Doğan Dede, merhum Ekrem Ramazanoğlu ile birlikte Çukurova Bölgesinin Fransızlara karşı direnişini örgütlemiş ve bölgenin Fransız işgalinden kurtulmasını sağlamıştır.

1946 yılına gelindiğinde ise Hüseyin Doğan Dede, hayatı boyunca, kendi isteği dışında yaptığı tek ve istisnasız bir alana yani siyasete, halktan gelen yoğun baskılara dayanamayarak girmek durumunda kalmıştır. Dede, 1946 yılında gerçekleştirilen Milletvekili seçimlerinde bağımsız aday olmuş ancak seçilecek kadar oy almasına karşın, seçim sisteminin o günkü şartlarından dolayı milletvekilliğini kazanamamıştır. 14 Mayıs 1950'de gerçekleştirilen genel seçimlerde CHP’den Malatya Milletvekili olarak meclise girmiş ve 9. dönemdeki mecliste Malatya’yı temsil etmiştir.

Dede, 1954 – 1965 yılları arasında aktif siyasetten uzak kalmayı tercih etmiştir. 1965 seçimlerine girildiği dönemde Hüseyin Doğan Dede halktan gelen yoğun istek üzerine tekrar Milletvekili adayı olmuş ve seçildiği 1965 - 1969 yılları arasında bu kez de Adalet Partisi'nde (AP) milletvekilliği görevini yürütmüştür. Devam edecek...

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve malatyasoz.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.