Anasayfa Recep Örek Yazı Detayı Bu yazı 809 kez okundu.
Recep Örek
Köşe Yazarı
Recep Örek
 

Yorgun ve Suskun

Yaz mevsimine girilmeden covid-19 vakaları azalmıştı. Bunun neticesinde temmuz ayı başında salgınla ilgili yasaklar büyük ölçüde kalktı. Kurban bayramı bir yıl sonra eski şekliyle kutlanmış, turizmde hareketlilik tam başlamış derken temmuz ayının son günlerinde Akdeniz ve Ege’de büyük bir alana yayılan orman yangınlarıyla bir sabah uyandık. Son yılların en büyük yangınlarıyla da böylece yüzleşmiş olduk. Dikkatsizlik, küresel ısınma ve başka nedenlerle çıkan yangınlarla mücadele etmek pek kolay olmadı. İnsanlar; canını, malını,  hayvanlarını ve en acınası da her gün uyandıkları evlerinin yanıp kül olmasını gözyaşı içinde izlediler. Sadece maddi varlıkları kül olmadı. Umutları, hatıraları, kendilerini hayata bağlayan yeşilin tonları önce siyahi katrana sonra ölgün gri küle dönüştü. Yaz ortasında bir annenin, bir babanın ve bir çocuğun umut dolu bakışları; bir kararsızlığa,  bir umutsuzluğa bazen de kendilerini anlamsızca sorgulayan bir “keşke ye” dönüştü.  Bir damla suyun önemi, bir kıvılcımın sonuçları, yardımlaşmanın kutsiyeti ile iç içe geçen doğaya ve insana dair önemli anılar eklemlendi insanların hikâyelerine. İnsan olmanın sınırlarını bir alev belirliyordu sanki. Zaman durmuş, gecenin sessiz ağustosunda cırcır böceğinin sesindeki feryat, gökyüzüyle buluşan kızgın alevler ve gri dumanlar arasında bir küçücük yıldızın masum parlaklığı tanıklığında geçmişe ağır bir veda anı o yörenin insanlarının kalbini sıyırıp geçti. Bazen de küçük bir umut yüreklere koca bir teselli veriyordu. Bir uçağın ateş hattında bıraktığı suyun yangını ne kadar söndürdüğünü izlemek her vicdanlı insanın galibiyet hanesine yazılan bir başarı gibi duruyordu gökyüzünün muhtelif irtifalarında. Yangınlar, kimi yerde kontrol altına alınırken kimi yerde lokalize edilirken o bölgenin insanları normal hayata dönmenin buruk sevincini yaşadılar. Yangınlarla ilgili gündem yavaş yavaş aradan çekilirken covid-19 salgını ile ilgili önlemlerin gevşetilmesiyle vakalar yeniden artışa geçti. İnsanlar bu salgına karşı aşı olmaya halen direniyorlar. Dünyada milyarlarca, Türkiye’de milyonlarca insan aşılanırken halen aşı karşıtı insanlar ve grupların olması salgını blokajlamada yetersiz kalıyor. Aşı olanlarla olmayanların hastalığa yakalanma ve hastanelere yatış verileri sağlıkçılar tarafından karşılaştırmalı şekilde açıklanırken neden aşıya bu kadar direnç gösteriliyor. Bu aşı karşıtlığı eğitim başta olmak üzere birçok sektörü olumsuz etkilerken hiç mi vicdanları sızlamıyor bu insanların...  Her insanın doğal olarak bir özgürlük alanı vardır ancak kitlesel salgınlarda bireysel özgürlükler bir bakıma anlamsızlaşıyor. Çünkü kamu hizmeti almak sorunlu hale geliyor ya da insanların geçindikleri ekonomik sektörler olumsuz etkileniyor. Bu nedenle salgında şu anda en makul çözüm aşılanmak. Azımsanmayacak bir kitle aşı konusunda bir türlü ikna olamıyor? Önerdikleri makul bir çözüm yolu var mı? Hiç sanmıyorum. Bu duruma bir çözüm bulmak gerekiyor yoksa özellikle bir nesli yüz yüze eğitimle sürekli buluşturmadan kaybedebiliriz. Hiç birimizin buna hakkı yok. Aşıya karşı çıkarken iyi düşünmek gerekir. Bazen olup bitenler karşısında susmak mı bağırmak mı lazım ikilemini yaşarız ve bir yorgunluk modu insanın ruhunu esir alır. Bu yorgun ruhun dünyasında neler yok ki… Dünyanın çeşitli yerlerindeki savaşlar, yangınlar, seller, salgın hastalıklar, adaletsizlikler, açlıklar, cinayetler var. Bu yazıda orman yangınlarını ve pandeminin insan hayatına sirayet etmenin sonuçlarına küçük bir dokunuş yaptım. Oysa çözüm bekleyen çok sorun var. Sorunları çözmek çoğu zaman bireysel çabalarımızı aşar ve yoğun çaresizlikler yaşarız. Bir arayış, bir yakarış ve bir mucize bekleriz. Her sabah bir umut elinin yakınımızda olduğu hissiyle uyanıveririz. Bunlar olmayınca da Can Yücel’in mısralarında duygu dünyamıza güçlü bir mesaj gönderip yorgunluğumuzu suskunluğumuzla taçlandırırız!  Bazen hayat yorar insanı... Şarkılar yorar, Beklemek yorar, Özlemek yorar, Affetmek yorar, Hoş görmek yorar, Boş vermek yorar. Ve insan susar... Her şeye ve herkese rağmen, Elinden gelen tek şeyi yapar, Bağıra bağıra susar.
Ekleme Tarihi: 10 Ağustos 2021 - Salı

Yorgun ve Suskun

Yaz mevsimine girilmeden covid-19 vakaları azalmıştı. Bunun neticesinde temmuz ayı başında salgınla ilgili yasaklar büyük ölçüde kalktı. Kurban bayramı bir yıl sonra eski şekliyle kutlanmış, turizmde hareketlilik tam başlamış derken temmuz ayının son günlerinde Akdeniz ve Ege’de büyük bir alana yayılan orman yangınlarıyla bir sabah uyandık. Son yılların en büyük yangınlarıyla da böylece yüzleşmiş olduk. Dikkatsizlik, küresel ısınma ve başka nedenlerle çıkan yangınlarla mücadele etmek pek kolay olmadı. İnsanlar; canını, malını,  hayvanlarını ve en acınası da her gün uyandıkları evlerinin yanıp kül olmasını gözyaşı içinde izlediler. Sadece maddi varlıkları kül olmadı. Umutları, hatıraları, kendilerini hayata bağlayan yeşilin tonları önce siyahi katrana sonra ölgün gri küle dönüştü. Yaz ortasında bir annenin, bir babanın ve bir çocuğun umut dolu bakışları; bir kararsızlığa,  bir umutsuzluğa bazen de kendilerini anlamsızca sorgulayan bir “keşke ye” dönüştü.  Bir damla suyun önemi, bir kıvılcımın sonuçları, yardımlaşmanın kutsiyeti ile iç içe geçen doğaya ve insana dair önemli anılar eklemlendi insanların hikâyelerine. İnsan olmanın sınırlarını bir alev belirliyordu sanki. Zaman durmuş, gecenin sessiz ağustosunda cırcır böceğinin sesindeki feryat, gökyüzüyle buluşan kızgın alevler ve gri dumanlar arasında bir küçücük yıldızın masum parlaklığı tanıklığında geçmişe ağır bir veda anı o yörenin insanlarının kalbini sıyırıp geçti. Bazen de küçük bir umut yüreklere koca bir teselli veriyordu. Bir uçağın ateş hattında bıraktığı suyun yangını ne kadar söndürdüğünü izlemek her vicdanlı insanın galibiyet hanesine yazılan bir başarı gibi duruyordu gökyüzünün muhtelif irtifalarında. Yangınlar, kimi yerde kontrol altına alınırken kimi yerde lokalize edilirken o bölgenin insanları normal hayata dönmenin buruk sevincini yaşadılar. Yangınlarla ilgili gündem yavaş yavaş aradan çekilirken covid-19 salgını ile ilgili önlemlerin gevşetilmesiyle vakalar yeniden artışa geçti. İnsanlar bu salgına karşı aşı olmaya halen direniyorlar. Dünyada milyarlarca, Türkiye’de milyonlarca insan aşılanırken halen aşı karşıtı insanlar ve grupların olması salgını blokajlamada yetersiz kalıyor. Aşı olanlarla olmayanların hastalığa yakalanma ve hastanelere yatış verileri sağlıkçılar tarafından karşılaştırmalı şekilde açıklanırken neden aşıya bu kadar direnç gösteriliyor. Bu aşı karşıtlığı eğitim başta olmak üzere birçok sektörü olumsuz etkilerken hiç mi vicdanları sızlamıyor bu insanların...  Her insanın doğal olarak bir özgürlük alanı vardır ancak kitlesel salgınlarda bireysel özgürlükler bir bakıma anlamsızlaşıyor. Çünkü kamu hizmeti almak sorunlu hale geliyor ya da insanların geçindikleri ekonomik sektörler olumsuz etkileniyor. Bu nedenle salgında şu anda en makul çözüm aşılanmak. Azımsanmayacak bir kitle aşı konusunda bir türlü ikna olamıyor? Önerdikleri makul bir çözüm yolu var mı? Hiç sanmıyorum. Bu duruma bir çözüm bulmak gerekiyor yoksa özellikle bir nesli yüz yüze eğitimle sürekli buluşturmadan kaybedebiliriz. Hiç birimizin buna hakkı yok. Aşıya karşı çıkarken iyi düşünmek gerekir. Bazen olup bitenler karşısında susmak mı bağırmak mı lazım ikilemini yaşarız ve bir yorgunluk modu insanın ruhunu esir alır. Bu yorgun ruhun dünyasında neler yok ki… Dünyanın çeşitli yerlerindeki savaşlar, yangınlar, seller, salgın hastalıklar, adaletsizlikler, açlıklar, cinayetler var. Bu yazıda orman yangınlarını ve pandeminin insan hayatına sirayet etmenin sonuçlarına küçük bir dokunuş yaptım. Oysa çözüm bekleyen çok sorun var. Sorunları çözmek çoğu zaman bireysel çabalarımızı aşar ve yoğun çaresizlikler yaşarız. Bir arayış, bir yakarış ve bir mucize bekleriz. Her sabah bir umut elinin yakınımızda olduğu hissiyle uyanıveririz. Bunlar olmayınca da Can Yücel’in mısralarında duygu dünyamıza güçlü bir mesaj gönderip yorgunluğumuzu suskunluğumuzla taçlandırırız!  Bazen hayat yorar insanı... Şarkılar yorar, Beklemek yorar, Özlemek yorar, Affetmek yorar, Hoş görmek yorar, Boş vermek yorar. Ve insan susar... Her şeye ve herkese rağmen, Elinden gelen tek şeyi yapar, Bağıra bağıra susar.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (1)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve malatyasoz.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
M.balıca
(10.08.2021 12:51 - #186)
Bir kısım insanların sessiz çığlıkları da diyebiliriz.yazarın da vurguladığı gibi bizler bireyler olarak sorumluluğu muzu yerine getirmeliyiz.Allah ülkemizi milletimizi afetlerden korusun.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve malatyasoz.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)

Diğer Yazıları

Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.