Yok Oluştan Var Oluş Hikayesi: Malatya

Bir şehir bazen tek bir günde yaşlanır.

Taşın hafızası vardır ama insanınki daha derindir.

6 Şubat 2023 sabahı Malatya'da yalnızca binalar yıkılmadı; zaman kırıldı, alışkanlıklar sustu, sesler yerin altına indi. Deprem, toprağı değil önce kalbi sarstı.

Tasavvuf ehli bilir: Sarsıntı bir ceza değil, bir uyarıdır.

İbn Arabi'nin dediği gibi, "Hakikat bazen yıkımın suretinde görünür."

Malatya için bu yıkım, yalnızca kayıp değil; insanın kendisiyle yeniden karşılaşmasıydı.

Enkaz ve Anlamın Dağılışı

Depremden sonra şehir aynaya bakamaz hale geldi.

Kaybolan yalnızca evler değildi; çocukluğun geçtiği odalar, kapı önlerinde uzayan sohbetler, ezanla karışan akşam serinliğiydi.

Yunus Emre'nin asırlardır kulağımızda duran sesi, enkazın ortasında yeniden duyuldu:

"Mal sahibi mülk sahibi / Hani bunun ilk sahibi?"

Deprem, insanı sahip olduklarından değil; onlara bağlanış biçiminden kopardı.

Hatırlamak: Zikrin Şehir Hâli

Tasavvufta hatırlamak, zikirdir.

Unutmak ise yavaş bir yok oluştur.

Malatya unutmadı.

Ağıtlarla, sessiz yürüyüşlerle, paylaşılan çorba kazanlarıyla, enkaz başında edilen dualarla hatırladı.

Niyazî-i Mısrî'nin "Derdim bana derman imiş" sözü, bu şehrin kader cümlesine dönüştü.

Acı, burada bir öğretmendi.

Kayıp, bir terbiye...

Kültürel Hafızayı Korumak

Bugün yapılması gereken, yalnızca binaları hızla yükseltmek değildir.

Asıl mesele, hatıranın ritmini kaybetmemektir.

Sözlü tarih çalışmaları, hafıza mekânları, anma günleri; geçmişe takılı kalmak için değil, geleceği köksüz bırakmamak içindir.

Kayda alınmayan acı, zamanla susar; susan acı ise kaybolur.

Sanat: Yasın ve Umudun Ortak Dili

Şiir, yıkıntının içinden çıkan en saf sestir.

Ressam griye sarılır ama umudu gizler.

Türkü, kaybolanların adını rüzgâra bırakır.

Sanat, tasavvuff anlamda sabrın estetik hälidir.

Malatya'da yazılan her dize, aslında hayata yeniden tutunma çabasıdır.

Sohbet ve Geleceğe Aktarım

Tasavvufta sohbet, bilgi aktarımı değil; hål aktarımıdır.

Bu şehirde yaşananların genç kuşaklara anlatılması bir ders değil, bir emanettir.

Okullarda, kültür merkezlerinde paylaşılan her anlatı, Malatya'nın kalbini diri tutar.

Çünkü hafıza aktarılmazsa, şehir yalnızlaşır.

Hatırlayarak Yeniden Doğmak

Malatya, küllerinden doğmayı bilen şehirlerdendir.

Her yeni yapı, bir hatıranın üzerine kurulmalıdır.

Çünkü hatırlamak, insanı insan yapan en derin eylemdir.

İbn Arabi'nin dediği gibi:

"Varlık, hatırlandıkça parlar."

Bu şehir, kültürünü enkazdan değil; kalbinden yeniden kurmaktadır.

Kültürel hafıza, acının küllerinden yükselen sessiz ama kalıcı bir direniştir.

Hatırlamanın Eşiğinde

Malatya, artık yalnızca bir şehir adı değildir. O, toprağın altından konuşan bir hafızadır.

Enkazın arasından yükselen bir dua, yarım kalmış bir cümlenin devamıdır.

Bu şehir, yıkımın ardından sessizliğe gömülmedi; aksine, sessizliği dinlemeyi öğrendi.

Çünkü tasavvufta sükût, yokluk değil; anlamın derinleştiği yerdir.

Niyazi-i Mısrinin işaret ettiği gibi, dert burada eksilme değil, kemåldir.

Her kayıp, bir yok oluş değil; bir çağrıdır.

Her yıkılan ev, insanın içindeki geçici olana dair bir perdeyi aralar.

Yunus Emre'nin asırlardır söylediği hakikat,

6 Şubat'tan sonra Malatya'nın sokaklarında yeniden yankılanır:

İnsan, sahip olduklarıyla değil; vazgeçebildikleriyle imtihan edilir.

Malatya bugün yeniden kurulurken, beton değil; hatıra taşımalıdır.

Her duvarın içine bir isim, her sokağa bir sessizlik sinmelidir.

Çünkü hatırlamayan şehir, ayakta kalsa bile canlı değildir.

İbn Arabi'nin dediği gibi, varlık sabit değil; sürekli yeniden doğandır.

Malatya da böyle doğmaktadır şimdi:

Acının içinden süzülen bir irfanla, yası umuda, kaybı bilince dönüştürerek.

Bu şehir, felaketi bir sona değil; insanın kendine dönüşüne çevirmektedir.

Kültürel hafıza, burada bir arşiv değil; her gün yeniden yaşanan bir ahlâktır.

Ve belki de en önemlisi şudur:

Malatya, unutmamayı seçmiştir. Çünkü unutmamak, intikam değil; sadakattir.

Kaybedilenlere, yaşananlara ve henüz söylenmemiş olanlara...

Bu yüzden Malatya, enkazdan değil; Kalpten yükselmektedir.

Ve her hatırlayışta, şehir yeniden kurulmaktadır.

Şehir Hatırladıkça

Malatya, artık yalnızca yıkılan bir şehir değildir.

O, hatırlamanın sınandığı bir eşiğin adıdır.

Toprak susmuş gibi görünür ama kalp konuşur; enkazın altında kalan şey taş değil, zamandır.

Bu şehir, acıyı bağırarak değil; sükûtla taşıdı.

Çünkü tasavvuf bilir ki, hakikat en çok sessizlikte belirir. İbn Arabi'nin dediği gibi, varlık bazen kaybolarak görünür.

Her yıkılan ev, insana geçiciliği fısıldadı. Her kayıp, kalbe bir isim bıraktı.

Yunus Emre'nin asırlardır süren çağrısı,

6 Şubat'tan sonra Malatya'da yeniden anlam buldu:

İnsan, sahip olduklarıyla değil; hatırladıklarıyla yaşar.

Malatya, unutarak iyileşmedi. Hatırlayarak yürüdü.

Ağıtlarla, dualarla, yarım kalmış cümlelerle....

Niyazi-i Mısrinin dediği gibi, dert burada eksilme değil, olgunlaşmaydı.

Şimdi bu şehir yeniden kuruluyor.

Ama bu kez taşın altında kalp var.

Duvarların içine yalnız demir değil, dua da yerleştiriliyor.

Çünkü hafıza korunmazsa, şehir ayakta kalsa bile eksik kalır.

Malatya, bugün bize şunu öğretmektedir:

Yıkım bir son değildir; hatırlamak bir direniştir.

Ve kültür, acının içinden yükselen en sessiz ama en kalıcı sestir.

Bu şehir, enkazdan değil; hatırlayıştan doğmaktadır.

Her hatırlayışta yeniden...