Birçok araştırmacı bilim adamı uygarlığı tekerleğin icadıyla başlatır. Öyleyse tekerleğin izini sürmekle işe başlayalım. Tekerlek yolu hazırlar. Yol bir mekândan diğer mekâna ulaşmak için yapılır. Bu da elde edilen artı ürünün bir yerden başka bir yere taşınmasını sağlar. İlk çağları bir düşünelim. İnsanlar ‘’Avcı-Toplayıcı’’ toplumdan, ‘’Yerleşik Hayata’’ geçip üretim fazlası elde etmeselerdi, ürün fazlasından arata çıkan ne boş zamanları olacak, ne de o ürün fazlasını bir yerden bir yere taşıyıp değiştirecek düşünce üretebilecekleri zamanları olacaktı. Sabahtan akşama yaşamak için ‘’Av’’ peşinde koşacaklardı. Demek ki, insanların bilim yapması, düşünce üretmesi için, bunlara ayıracak zamanlarının olması lazım.
İnsanlar bu ürün fazlasını ne yapalım, nasıl taşıyalım derken, ‘‘Tekerleği İcat’’eder oldular. Yerleşik hayat ve tekerlek o günkü toplumların tarih sahnesine çıkıp, coğrafyanın üzerine, ‘’Güney Mezopotamya’ya’’ oturmasıyla başladı.
‘’Düşünce’’ dâhil her türlü ‘’Ürünün’’ taşınması, insanlar arasındaki her türlü ‘’İlişkinin’’ gelişmesi anlamına gelir ki; buradan giderek iki önemli ipucunu yakalamış oluruz. Yol ve ürünlerin taşınması, insanlar arası ilişkinin sağlanması, yolun güvenliğine bağlı. O zaman da “yolun” gelişimini izlediğimizde “yolun” gücü kimde ise, çağın güçlüsü- imparatoru – başka bir ifadeyle “süper” devletinin o olduğunu bize işaret ediyor. O da bize M.Ö. sinin o dönemimde ‘‘Mezopotamya’yı’’ ve o bölgede kurulan ‘’Şehir Devletlerini’’ gösteriyor.
Zamana- Tarih; Mekâna Coğrafya dersek, tarih üst üste binip, değişik coğrafyaların üzerine oturuyor. Burada her türlü ‘’ÜRÜNÜ’’ taşıyan ve ‘’YOLLARI’’ eline geçiren güç oluyor ve o çağın içerisinde ‘’İMPARATORLUK’’ adını alıyor.
Roma Devleti dünyanın ilk süper gücüydü. Askerlerinin bir yerden bir yere gidebilmesi için “yola” hâkim olması gerekirdi. O gücün zenginliği, ‘’doğu- batı’’ arasında gelişiyordu. Batıdan doğuya uzanan yolların hâkimiyetini genişlettiği ve koruduğu sürece büyüdü ve gelişti. ‘’Roma İmparatorluğu’’ adını aldı.
Yollarının ‘’Osmanlı’’ tarafından kesilmesi, Roma İmparatorluğunun gelişmesini önce durdurdu. Sonra Osmanlı Devleti yollara hâkim olunca, Roma İmparatorluğu yıkıldı. Osmanlı ‘’doğu- batı’’ yolunu ele geçirince ‘’Osmanlı İmparatorluğu’’ adını aldı.
Ne zaman ki bu yollar ve güvenliği İngiltere’nin eline geçti, Britanya; ‘’üzerinde güneş batmayan’’ imparatorluğun adı oldu. Osmanlı İmparatorluğunun önce gelişmesi durduruldu. Sonra geriledi. Osmanlı tarih sahnesinden çekildi. Önemli bir bölümünün yerine ‘’Türkiye Cumhuriyeti Devleti’’ oturdu.
Ancak bir köşe yazısı içerisinde “Tarihin Sırrını” sığdırmaya çalıştığım için birçok şeyleri atlayıp geçiyorum. Yolu izlemeye devam edelim. Yol aynı zamanda gelişmişliğin simgesi. “Yol’a’’hâkim olmak, o günkü ‘’bilgi birikimi ve teknolojisine’’ hâkim olmak demektir.
‘‘İkinci Dünya Savaşı’’ sonrası ‘’Dünya Yolları’’ iki gücün, Amerika ve Sovyetlerin, 1950 yıllarından başlayarak hâkim olmak ve birbirlerinin yollarını kesmek için, iki süper devlet kıyasıya birbirleriyle yarıştılar ve çarpıştılar. Ve bu arada dünya halklarını birbirlerine kırdırdılar. Kırdırmaya da devam ediyorlar. Dünya üzerindeki bu yolların savaşı bir ara, bu iki güç arasında sürerken, Sovyetler uzaya ilk önce ulaşınca, Amerika panikledi. Yol ‘’UZAY’’ demekti. Uzayı ele geçirmek için asıldı ve başardı. Uzayın hâkimi Amerika olunca, bütün dünya yolları onun denetimine geçti. Artık Amerika “İmparatorluğun” adı olmuştu. Astığı astık, kestiği kestik.
Yeni bin yılın başlangıcı hem felaketin, hem “YOLUN” kimin eline geçeceğinin habercisi, ‘’11 Eylül 2001’’ Salı sabahı oldu. İkiz kulelere saldırı dünyaya şunu gösterdi. “YOLUN” hâkimiyeti ülkelerin elinden, ‘’BİGİYE’’ geçtiğinin resmi oldu.
Covid-19 öncesi ‘’BİLGİ YOLU’’ bazı ülkelerin teklindeydi. Bu Covid-19 virüsü bize şunu gösterdi ve öğretti. Dünyadaki gelişme ve dönüşme süreci hızlı adımlarla Covid-19 öncesi ve sonrası diye bıçak sırtı gibi ikiye ayrılmaya başladı. Daha şimdiden bunun nüveleri ortaya dökülmeye başladı ve adını ‘’BELİRSİZLİK’’ olarak koydular. Oysa bunun şu anlama geldiğini düşünüyorum. Covid-19 la birlikte ‘’BİLGİ’’ nenesi, ‘’ Devletlerin’’ nesnesi olmaktan çıkmaya başladı. Artık Covid-19 aşısını devletler değil, o devletin içinde yaşayan farklı kimlikli insanların ‘’AŞIYI’’ aşıyı bulmasıyla birlikte, ‘’BİLGİNİN’’ üzerinde kimliğin ve devletin taşımadığı görüldü.
‘’BİLGİ’’ insanın ‘’ÖZNESİ’’ oldu. ‘’ÖZÜNE’’ döndü.
Önümüzdeki yüzyıllar; ‘’İNSANA’’ yüzünü dönenlerin, onun ‘’BİLGİSİNE SAYGI’’ gösterenlerin, o ‘’BİLGİYE HÜRMET’’ edenlerin ve eninde sonunda, ‘’BİLGİYİ’’ insanların hayrına döşeyenlerin, mücadelesini sürdürenlerin ve bunları halkların emrine sunanların ‘’DÜNYASI’’ olacak.
O gün bu gün değilse de yakın bir gelecekte, ‘’BİLGİ TOPLUMU’’ imparatorluğun adı olacak.