Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat 2023 depremlerinin ardından Malatya’da yaşanan felaketin büyüklüğü yalnızca can kaybı rakamlarıyla sınırlı kalmadı. Enkazlardan çıkarılan yüzlerce cenazenin teslim alınması, kimliklendirilmesi ve defnedilmesi süreci, Malatya Büyükşehir Belediyesi Mezarlıklar Dairesi çalışanlarının omuzlarına ağır bir görev olarak yüklendi. Depremin ilk saatlerinden itibaren görev başına geçen ekipler, günlerce uykusuz kalarak, kimi zaman kendi kayıplarını bir kenara bırakarak bu sorumluluğu yerine getirdi.
“HER TARAF YIKINTIYDI, YOL BULAMIYORDUK”
23 yıllık şoför olan Sami İlhan, deprem sonrası yaşananları şu sözlerle anlattı:
“Biz Yazıhan’ın Mısırlıdere köyünde yaşıyorduk. Başkanımız aradı, geçmiş olsun dedi, ailemizin ve bizlerin iyi olup olmadığını sordu. Biz de bir şey olmadığını söyledik. Başkanımız ‘Gelebiliyorsanız çıkın gelin, şoföre ve personele ihtiyacımız var’ dedi. Biz de hemen yola çıktık.”

Şehre ulaştıklarında manzaranın tarif edilemeyecek kadar yıkıcı olduğunu belirten İlhan şu ifadeleri kullandı;
“Her taraf yıkıntıydı. Cenazelere ulaşmak için binaların arasından geçiyorduk. Büyük otelin bulunduğu bölgeye Ayakkabıcılar Çarşısı’nın içinden ulaşabiliyorduk. İstediğimiz yere rahatça gidemiyorduk. Kendi aracımda ve cenaze aracının içinde yatıp kalktım. 9 gün boyunca köye gitmedim, ailem evdeydi ama ben görev başındaydım.”
En çok hangarlarda üst üste dizilen cenazelerin kendisini sarstığını vurgulayan İlhan, bu süreçte tek dayanağının görev bilinci olduğunu söyledi;
“Hiçbir şey düşünmedim. Sadece işimi yaptım. Başka hiçbir şey aklıma gelmedi. Şimdi anlatırken bile tüylerim diken diken oluyor.”
“DEPREMDE İNSANLAR ALLAH’IN GÜCÜYLE DAYANABİLDİ”
Gassal Aydın Polat, deprem sonrası morglarda ve gasilhanelerde yaşanan sürecin ağırlığını anlattı. Normal zamanlarda günde beş altı cenazenin yıkandığını söyleyen Polat, deprem sırasında sayısını hatırlayamadıkları kadar çok cenaze ile karşılaştıklarını belirtti;
“Komşularımızdan iki kız kardeş vardı. Anne babalarını ve kardeşlerini kaybetmişlerdi. Akşam saatlerinde cenazeleri geldi ama gözlerinden tek bir damla yaş akmadı. Allah öyle bir sabır vermişti ki… Ben bile şaşırdım. Depremde insanların gösterdiği metanet ve sabır gerçekten etkileyiciydi. Normalde bir yakınını kaybeden insan feryat eder. Ancak afet sırasında tamamen farklı bir ruh hali oluşuyor.”

Sürecin sadece manevi değil, fiziki olarak da çok ağır olduğunu belirten Polat, cenazelerin kamyon kasalarında geldiğini ve defin işlemlerine kadar her adımın büyük bir mücadeleyle yürütüldüğünü söyledi;
“Bazı insanlar kendi babasının cenazesine bile giremiyor. Buradaki gücü sadece Allah verdi. İlk gün başladım, hemen işe koyuldum. İnsan zamanla alışıyor, ama en yakını söz konusu olunca yine zor. Tek sığınağımız Allah’tı. ‘Rabbim bize güç ver, sabır ver, bu millete bir daha böyle acılar yaşatma’ diye dua ettik.”

“GÜNDE 300-400 CENAZE DEFNEDİLİYORDU”
Defin görevlisi Aziz Sevimli, depremin ikinci gününden itibaren defin işlemlerine başladıklarını anlattı. O günlerde büyük yıkımın yanı sıra art arda gelen ölümlerle karşı karşıya kaldıklarını ifade eden Sevimli, yaşadıklarını şöyle aktardı;
“Daha önce de bu işi yapıyorduk, ama bu bambaşkaydı. Bir-iki yaşındaki bir kız çocuğunu annesinin kucağına koyduğum anı unutamıyorum. Sanki kendi çocuklarımızı gömüyorduk. Günde 300-400 cenaze defnediliyordu. Bu kadar yük insan gücüyle taşınamaz. Bu kuvvet Allah’tan geliyor.”

“HER CENAZEYİ KENDİ YAKINIMIZ GİBİ GÖRDÜK”
Bilgi işlem personeli Fırat İçel, deprem sonrası cenaze kayıtlarının yönetimi ve kimliklendirme sürecini anlattı;
“Ben bilgi işlemde çalışıyorum. Tüm cenaze işlemleri bana bağlıydı. Defin ekipleriyle sürekli iletişim halindeydik. Örneğin, 20 mezar açıldıysa, sırayla 20 cenazeyi yönlendiriyordum. En çok dikkat ettiğimiz şey, aynı aileden olanları yan yana defnedebilmekti. İnsanlar yarın mezarlığa geldiğinde sevdikleri bir arada olsun istedik.”

Adıyaman’dan gelen 51 cenazeyi unutamadığını belirten İçel,
“Hepsini tek tek yazdım, karışmasın diye büyük özen gösterdik” diye anlattı. Depremin psikolojik ağırlığını ise ikinci sarsıntıda hissettiğini ifade ederek, “Çocuklarım evdeydi, ağladığımı hatırlıyorum. Kızım ‘İyiyiz’ dedikten sonra tekrar işe döndüm” dedi.

İçel, sürecin yalnızca definle sınırlı olmadığını vurguluyor,
“Savcı ve olay yeri ekipleriyle birlikte çalıştık. Tüm cenazeler tek tek incelendi, DNA, parmak izi, saç ve diş örnekleri alındı. Cinayet vakaları bile oldu. Her şey kayıt altına alındı.”

O hengâmede ağlamaya vakit olmadığını söyleyen İçel,
“Günde yüzlerce defin yapılıyordu. Asıl travmayı işler yavaşlayınca yaşadık. Gelen her cenazede insan kendi annesini, babasını, çocuğunu görüyor. O gün ağlayamadık, acıyı sonra yaşadık” dedi.

Hatay’da yaşanan karışıklıkları hatırlatan İçel,
“Altı ay sonra cenazeler karıştı, bir baba kızıyla ilgili gerçekleri ancak yıllar sonra öğrendi. Bu yüzden kayıtlar hayatiydi” diye konuştu. Malatya’da ise kayıp yaşanmadığını vurgulayan İçel, tüm sürecin vicdan ve merhametle yürütüldüğünü ekledi: “Gelen her cenazeyi kendi yakınımız gibi gördük. Rabbim kimsenin yüreğinden bunu eksiltmesin.”

Gassal Elif Soğancı ise depremi evinde yaşadığını ve ardından görev başına geçtiğini şöyle anlattı;
“Depremi evimde yaşadım. Hatta sarsıntıdan birkaç dakika önce namaz için uyanmıştım, vakit girmediği için tekrar uzandım. Tam o sırada çok güçlü bir ses geldi, ev sallandı. Ayağa fırladım ve ilk refleksim oğluma koşmak oldu. Anne olunca insan önce evladını düşünür. Sarsıntı biter bitmez alnımı secdeye koydum, ‘Ya Rabbi, sana sığınıyorum’ dedim. O an bunun büyük bir felaket olduğunu hissetmiştim. Ardından telefonuma mesajlar gelmeye başladı. İş grubumuzdan herkes iyiyse hızlıca görev yerine çağrıldı.

Başkanımız süreci çok özverili yönetti. Böylesi bir ortamda hem insanların korkularını hem acılarını hem de kaosu yönetmek kolay değil. Merhameti her zaman en öne koydu, bu da bizi ayakta tuttu. Evlatlarımızı güvenli bir yere bıraktıktan sonra biz de görevimizin başına geçtik. Burada herkes büyük bir hassasiyetle çalıştı. Biz ölü değil, emanet teslim alıyoruz. Her biri bir can bizim için.”

Elif Soğancı, deprem sırasında yaşananları ve karşılaştığı sahneleri şöyle paylaştı:
“İlk üç gün benim için çok zordu. Cenazeler belli bir düzen içinde gelmezdi. İnsanlar kucaklarında taşıyarak sıraya giriyordu. Bazıları yalınayaktı. Hayalleri yarım kalmış aileler… ‘Bu akşam şuraya gidecektik, yarın bunu yapacaktık’ diyen insanlar… Bunlara şahit olmak insanın içini parçalıyor. Biz kendi acımızı yaşayamadık çünkü acı üst üste geliyordu.

Unutamadığı anlardan da bahseden Soğancı şu ifadeleri kullandı;
“Bir polis memuru annesini yıkamak istedi, ayağına küçük bir tas su dökebilir miyim diye sordu. O anı asla unutamam. Bir başka genç, annesini kaybetmişti, çok kötü durumdaydı. Onun annesinin bedenini göstermek mümkün değildi. Kapıda sadece elini gösterdim; bu genç annesiyle sadece bir elle vedalaştı. Evet, bazen bir elle de veda ediliyormuş… Bunu orada öğrendim.”

Malatya’daki görev tamamlandıktan sonra Hatay’a gönüllü gitmek istediğini söyleyen Soğancı ;
“Benim için hayatta en kıymetli şey, insanın en çaresiz anında yanında olabilmek. Türkiye’nin dört bir yanından gelen gönüllülerle kurduğumuz bağlar hâlâ sürüyor. Gümüşhane’den gelen genç bir kadınla hiç tanımadığımız halde sarıldık; sanki kırk yıllık kardeş gibiydik. Bir kadın, yorganını söküp kefen olarak göndermişti, belki evindeki tek eşyaydı. O an dedim ki: Ya Rabbi, biz ne kadar aziz bir milletiz” dedi.





