AK Parti Malatya İl Başkanı Ali Bakan, 6 Şubat depremlerinin ardından zorlu şartlarda görev yapan yerel basına yönelik destek ziyaretlerini sürdürüyor. Bu kapsamda Malatya basın konteynerlerini ziyaret eden Başkan Bakan'ın duraklarından biri de malatyasoz.com oldu.
Burada gündeme, basının demokratik gücüne ve Türkiye'nin iç-dış siyasetine dair çok özel değerlendirmelerde bulunan Ali Bakan; geçmişin karanlık darbe dönemleri ile bugünün Türkiye'sini kıyaslayarak dikkat çeken mesajlar verdi.
"Basın Olmadan İtibarlı Bir Ülke Olamazsınız"
Basının klasik tanımının ötesinde bir güce sahip olduğunu belirten Ali Bakan, özgür basının devletin kurumları için bir denetim mekanizması olduğunu vurguladı:
"Meşhur bir söz vardır; 'Basın dördüncü kuvvettir' denir. Aslında dördüncü değil, ben hep söylüyorum; gerçek basın birinci kuvvettir. İster iktidar olun, ister muhalefet olun, basın halkın gözü ve kulağıdır. Basının olmadığı, gazetecilerin rahat çalışamadığı ülkeler, çağdaş ve demokratik ülkeler sınıfına giremez. Basın yoksa, itibarlı bir ülke haline gelemezsiniz."
AK Parti öncesi dönemle bugünü kıyaslayan Bakan, Türkiye'nin geçmişte insan hakları ihlalleri ve gazeteci tutuklamalarıyla anıldığını, ancak AK Parti dönemiyle birlikte hem devlet kurumlarının hem de basının daha özgür ve standartları belirlenmiş bir yapıya kavuştuğunu ifade etti.
"Karanlık Dönemler Geride Kaldı, Artık Herkes Yargılanabiliyor"
Türkiye’nin demokratikleşme sürecine dikkat çeken Bakan, geçmişte hukukun üstünlüğünün askıya alındığı dönemleri hatırlattı:
-
Darbeler ve Yargılanamayanlar: "AK Parti öncesine bakın; beşli çeteler bildiri yayınlayıp hükümet deviriyordu. Erken kalkan bir general ihtilal yapıyordu. 1960, 1970 (Talat Aydemir), 1980 ihtilalleri, 28 Şubat ve 15 Temmuz... Normalde özgür bir ülkede demokrasi dışı güçlerin yargılanması lazım. Ancak rahmetli Menderes asıldı, hesap sorulamadı. Bugün ise Allah'a hamdolsun 12 Eylül de, 28 Şubat da, 15 Temmuz da yargılanıyor."
-
28 Şubat'ın Bıraktığı İzler: "Anadolu insanı çok zorlandı. İnsanlar taktığı gümüş yüzük yüzünden gerici ilan edildi, memuriyetten atıldı. Kız çocuklarına 'Şu kıyafette olmazsan okuyamazsın' denildi. Bugün bunlar bize absürt geliyor ama yaşandı."
Ekonomik Suçlar ve Belediyelere Yönelik Eleştiriler
Devletin kurumlarının artık keyfi kararlar almadığını ve hukukun herkes için işlediğini belirten Bakan, muhalefet belediyelerine de göndermelerde bulundu:
-
"Sadece siyasette değil; kapalı çarşıda dövizi manipüle edenler, altın piyasasıyla oynayanlar, yasa dışı bahis çeteleri de artık yargılanıyor. Suç işleyen kim olursa olsun hukuk karşısına çıkıyor."
-
"İstanbul ve diğer bazı belediyelerde yolsuzluklar patır patır dökülüyor. Eskiden kendini 'beyaz' ve 'elit' gören bir kesim 'Bizi yargılayamazsınız' diyordu. Ekrem İmamoğlu çıkıp 'Beni Türkiye'de yargılayacak mahkeme yoktur' diyebiliyor. AK Parti sadece siyasi bir parti değil, Türkiye'de devlet kurumlarının kurumsallaşmasını ve demokratikleşmesini sağlayan bir iradedir."
"1999 Depreminde Kümes Bile Yapamayan Devletten, 500 Bin Konut Yapan Devlete"
Konuşmasında devletin kapasitesindeki büyük değişime de değinen Bakan, 1999 Marmara Depremi ile 6 Şubat depremlerindeki devlet refleksini kıyasladı:
"Biz küçükken hep 'Allah devlete zeval vermesin' derdik. O duanın anlamını şimdi daha iyi anlıyoruz. 1999 depremini yaşadı bu ülke, o dönemin devleti vatandaşına bir kümes bile veremedi. Ama bugün 500 bin konut yapıldı, bir 500 bin daha sosyal konut yapılıyor. Üstelik bunlar çok cüzi rakamlarla, neredeyse bedavaya veriliyor."
"Savunma Sanayii Sayesinde Kan Gölünün Ortasında Güvendeyiz"
Türkiye'nin bölgesel güç olma yolundaki en büyük kozunun savunma sanayii olduğunu belirten Ali Bakan, sözlerini şu şekilde tamamladı: "Eskiden bir toplu iğne bile üretemeyen ülkeydik. AK Parti'den önce savunma sanayiinde yerlilik oranı yüzde 20'lerdeydi; onda da parke, çamaşır üretiyorlardı. Şimdi kendi tankımızı, topumuzu, tüfeğimizi, İHA'larımızı, savaş uçaklarımızı ve gemilerimizi üretiyoruz. Etrafımız kan gölü; Suriye'yi, İran'ı görüyoruz. Ancak Allah'a hamdolsun Türkiye'de güçlü bir devlet ve devleti yöneten bir akıl var. İnsanlarımız korkmadan yaşayabiliyor. Bizler de bu güçlü iradenin parçası olarak üzerimize düşeni yapmaya devam edeceğiz."





