Gaziantep’in tarihi dokusu içinde, unutulmaya yüz tutmuş zanaatların son temsilcilerinden biri olan Hüseyin Amiklioğlu, yarım asrı aşan meslek hayatını anlattı. Bakırın sağlığa olan faydasına ve zanaatin inceliklerine ömrünü adayan Amiklioğlu, gelişen teknolojiye inat körüğünü yakmaya devam etse de çırak bulamamanın ağırlığını yüreğinde hissediyor.
"Ustam Babam Gibiydi"
Okula gitmediği dönemde babasının yönlendirmesiyle 10 yaşında adım attığı kalaycılık dünyasını unutamayan Amiklioğlu, o günleri şu sözlerle yâd ediyor:
"10 yaşındayken mesleğe başladım. Ömer ustam vardı, askerlik görevime kadar onun yanında piştim. Askerden geldikten sonra ustamın desteğiyle kendi dükkânımı açtım. O benim için sadece bir usta değil, babam gibi kıymetliydi. Bu meslek sayesinde 5 çocuğumu büyüttüm, hepsini okuttum."
"360 Kişiden 8 Kişiye Düştük"
Geçmişte Gaziantep’te kalaycılar çarşısının kalbinin attığı dönemleri anımsatan Amiklioğlu, mesleğin içine düştüğü dramatik durumu gözler önüne seriyor:
"Eski dönemlerde biz 360 kişiydik, şu an sadece 8 kişi kaldık. Sektörde eleman yetişmiyor. Gençler 'bu meslek kirli ve zor' diyerek uzak duruyor. Oysa bakır kalaylamak, hem tarihini yaşatmak hem de sağlıklı yaşama katkı sunmaktır. Sadece 1-2 arkadaşımız çocuğunu yetiştirebildi, başka gelen yok."
Bakırın Sağlığına Vurgu
Mesleğinin sadece bir zanaat değil, bir kültür olduğunun altını çizen usta, yiyecek ve içeceklerin bakır kaplarda pişirilip tüketilmesinin sağlık açısından taşıdığı öneme dikkat çekerek herkesi bakır eşya kullanmaya davet ediyor.
Bir Zanaatın Geleceği Tehlikede
Hüseyin Amiklioğlu, ilerleyen yaşına rağmen sabahın ilk ışıklarıyla atölyesinin yolunu tutmaya devam ediyor. Ancak, kendisinden sonra bu meşaleyi taşıyacak bir çırağın çıkmaması, Antep’in bu kadim zanaatının sessiz sedasız yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.