Doğu Anadolu’nun gastronomi ve kültür başkentlerinden Malatya’da bayram, mutfakta başlar ama sofrada bir "insanlık dersine" dönüşür. Şehirde yemek yemek; karın doyurmaktan öte, sosyal bağları güçlendiren, küçüğe şefkati, büyüğe ve misafire mutlak saygıyı öğreten bir okul gibidir.
KASNAKLAR KURULDU, SOFRA BEZLERİ SERİLDİ
Malatya’da bayram sabahı yer sofrası kurmak bir sanattır. Genellikle bahçelerde veya geniş odalarda kurulan bu sofralarda otura düzeni her şeydir;
Sofrada ilk hamleyi ya evin en yaşlısı ya da baş köşeye oturtulan misafir yapar.
Çocukların ve misafirlerin ayrı gruplar halinde ağırlanması, Malatya’da bir "disiplin ve konfor" göstergesi olarak kabul edilir.
İSRAFA KARŞI "SÜNNETLEME" KANUNU
Malatya sofrasında tabağını bitirmeyene iyi gözle bakılmaz. Halk arasında "sünnetleme" olarak bilinen bu gelenek, yiyeceğin bereketinin son lokmada olduğuna dair kadim bir inanca dayanır. Eskilerin tabiriyle "arkasından yemek koşmasın" diye tabaklar pırıl pırıl edilir, israfın önüne geçilir.
BAYRAMIN MANEVİ MÜHRÜ: O MEŞHUR SOFRA DUASI
Malatya sofrasını diğerlerinden ayıran en büyük fark, yemek sonunda hep bir ağızdan edilen o coşkulu duadır. Bayramın ruhuna uygun şekilde, ev halkı ve misafirler şu sözlerle şükreder:
"Bereketi celil İbrahim-i Halil, arta eksilmeye, coşa dökülmeye, bu sofra yoksulluk görmeye, yiyene helal olsun, kazananlar sağ olsun!"
MALATYA’NIN ZARİF HİYERARŞİSİ
Yemek sırasında su istense bile öncelik daima küçüğündür. Bu durum, "Su küçüğün, söz büyüğün" atasözünün Malatya topraklarındaki en canlı uygulamasıdır. Büyüğe duyulan saygı, suyun bile dağıtım sırasını belirleyen bir nezaket kuralına dönüşür.
Bugün modern dünyada unutulmaya yüz tutan "birlikte yeme" kültürü, Malatya’da Ramazan Bayramı vesilesiyle yeniden canlanıyor. Bu gelenekler sadece birer alışkanlık değil, toplumu bir arada tutan manevi birer çimento görevi görüyor.





