Alevi sivil toplum temsilcileri Zamanın başbakanı Ahmet davutoğlu na,bir toplantıda, hükümetin Alevilere ayrımcılık yaptığı hatırlatılınca.

Davutoğlu " yoo hayır"der.
"Hatta" der.
"Geçenlerde önemli bir daire başkanlığı için atama yapacaktık.Bana üç isim getirdiler.Aralarında birde kadın vardı,onun için Alevi dediler,bende hemen onun atanmasını istedim"diyerek bir anlamda bunu ispatlamak istemişti.
Özellikle kamuda; bu ayrımcılık en basit bir oda kapıcısında tut en üst düzey bürokratına kadar çok belirgin olduğu ve sistemli bir şekilde uygulandığı için
İnsanın dikkatinde kaçmıyor tabi.
Geçmişten günümüze kadar devletin personel alımlarında böyle bir politika sistematik hale geldiği için dönemin başbakanını bu konuda görevli olanlar haklı olarak uyarmak zorunda kalıyorlar.
Yeni bir şey değil.
İktidar temsilcileri özellikle seçim dönemlerinde bu tür konuları sık,sık dile getirerek toplumun her kesimine eşit bir yaklaşım içinde olduklarını vurgulayarak ınsanlar arasında ayrımcılık yapmadıklarını bir anlamda ıspatlamaya çalışırlar.
İnsan sormadan edemiyor tabi.
Demek böyle bir uygulama var ki,yetkililer bunun olmadığını bu şekilde dile getirme ihtiyacı duyuyorlar.
Başka yaşanmış somut bir örnek vereyim.
Tarihin birinde ilçe kaymakamımız ve ilçenin önemli bir sivil toplum kuruluşu başkanı ile birlikte oturup ilçenin genel sorunları hakkında konuşurken.
Kaymakam,"Tacettin bey" dedi.
Merak ettim,ilçedeki aşiret kesimi(Alevi)'nin hiçmi bir sorunu,yoksulu,işsizi,sıkıntılısı yok.Dikkat ediyorum kaymakamlıktan,fondan hiç bir talepleri olmuyor neden acaba, senin bir fikrin varmı?dedi.
Bir ara durdum,çayımdan bir yudum aldım.
"Sayın kaymakamım" dedim.
"Aslında sizin bunun neden olduğunu tahmin etmeniz gerekir"dedim.
"Emin ol ki bir fikrim yok"dedi.
"Şöyle söyleyeyim kaymakamım siz bu ilçede devleti temsil eden en üst düzeydeki görevlisiniz.Öncelikle hükümet konağında,sonra ilçedeki tüm kamu personelinin ilk ve tek elden sorumlusu sizlersiniz.
Somut ve net olması için direk ve yakın mesaide bulunduğunuz binadaki personelden örnek vereyim.
Sanırım burada yüz,yüzelli ye yakın personeliniz var.
Hiç düşündünüzmü acaba tüm bu personelimin içinde Alevi kökenli kaç kişi var"
"Yok"dedi."Emin ol ki hiç aklıma da gelmedi"
"Ben söyleyeyim.Tam üç kişi var.Bu üç kişi de öyle burada işe alınmış kişiler değil.O batık bankalar operasyonu ile bankaların kapanması ile buraya zorunlu transfer edilen kişiler.Kişileri isimleri ile de söyledim.Onların dışında kimse yok.
Kaymakam ve oda başkanı arkadaş kafaları ile konuştuklarımı doğrulayarak "evet doğru"dediler.
"Şimdi durum bu olunca"dedim bu toplum hala köylülük ve aşiret kültürünün etkilerini taşıyan bir toplumdur.Adamın devlete bir işi düştüğü zaman geliyor, o dairenin kapısını açıyor, bunu açıyor bakıyor tanıdığı kimse yok.Hele birde zorunlu olupda derdini anlatır ordaki görevli memurda bu gün git yarın gel derse adamın bütün hayalleri suya düşüyor.Yaşadığı hayal kırıklığı ile arkasına bakmadan ve bir daha hiç gelmemek ve sorunlarını hiç paylaşmamak üzere evine,köyüne dönüyor.
Halbuki bu toplum okur yazarlık,eğitim ve öğretim bakımından Doğanşehirin en gelişmiş ve içinde her düzeyde eğitimi almış okur yazarlık orani yüksek insanları olan bir toplum kesimidir.
Devlet uyguladığı ayrımcı politikalarla bu toplumda öyle nasırlaşmış bir önyargı geliştirmiş ki.Çok zorunlu olmadıkça sorunlarını buralara taşımıyor.Gücü ve olanakları ölçüsünde kendi içinde imkanlar yaratarak hayatını devam ettirmeye çalışıyor.
Dolayısı ile ihtiyacı olanda ihtiyaç durumunda devletin yardımları hatırlatılınca.
İlk başta kendisi,sonra konu komşusu diyorki.
"Hiç gitme onlar zaten sana vermezler.Kendi adamlarına verirler."
Yani yaratılan bu önyargı ve dışlanmışlık duygusu ister istemez bu insanlarda.
Devlet ve kurumlarına karşı oluşan yargıya göre daha bir dikkatli ve mesafeli durmak zorunda kalıyor.
Onun için siyasi iktidarlar ne kadar,eşit yurttaşlık ve kardeşlik ilişkilerinden bahsederlerse etsinler kimseyi buna inandıramıyorlar.
Ve bu toplumda iktidarlar hala barış ve kardeşlik adı altında bu ayrıştırıcı yanlış politikalarını devam ettiriyorlar.
Toplumlardaki en güçlü önyargıları,toplumları yöneten devletler ve onların iktidarları yaratır.
Bu toplumlardaki siyasetçilerde bu önyargılar üzerinde siyaset yaparak iktidar olurlar ve ya olmaya çalışırlar.
Sonuç ne olur peki.
Bunu da herkes bizim yaşadığımız toplumda yaşıyarak bizat görüyordur sanırım!