Öyle bir kapı düşünün ki, vuruş sesinden geleni tanıyor; öyle bir ev düşünün ki, her köşesi yaşanmışlık kokuyor. Malatya’nın avlulu evleri, kapı eşiğinden itibaren sizi bambaşka bir dünyaya davet ediyor.
Malatya’nın dar sokaklarında yürürken karşınıza çıkan o iki tokmaklı dev ahşap kapılar, sadece bir girişi değil, yüzyıllık bir kültürü simgeliyor. Kapıdan içeri adımınızı attığınızda sizi karşılayan meyve ağaçları ve su şırıltısı, modern dünyanın gürültüsünü bir anda unutturuyor.
İki Tokmak, İki Farklı Misafir
Malatya evlerinin kapısında sizi iki tokmak karşılar. Büyük olan yabancı erkek misafiri, küçük olan ise kadın misafiri haber verir. Bu zarif detay, mahremiyetin ve nezaketin o dönemki en somut göstergesidir.
"Soğukluk": Geçmişin Doğal Buzdolabı
Avlunun kalbinde yer alan havuzun suyu, "harık" adı verilen kanallarla evin içinde yolculuğa çıkar. Bu suyun genişletildiği "soğukluk" bölümü, sütün, yoğurdun ve yağın taptaze tutulduğu doğal bir buzdolabı görevi görür. Suyun bu yolculuğu sadece bir evi değil, komşuları da birbirine bağlar; çünkü bir avluyu terk eden su, yan komşunun bahçesine can vermeye gider.
Üç Kuşağın Buluşma Noktası: Avlu
Malatya evlerinde avlu, sadece açık bir alan değil, ailenin birleştiği kutsal bir mekândır.
Tandır ve Hamamlık: Günlük işlerin merkezi.
Eyvan: Sıcak yaz akşamlarının en püfür püfür sohbet köşesi.
Geniş Sofralar: Dedenin, evladın ve torunun bir arada olduğu, kuşak çatışmasının yerini tecrübe paylaşımına bıraktığı o eşsiz akşam yemekleri...
"Başoda"nın Görkemi ve Selamlık
Evin üst katına, yılların yorgunluğunu taşıyan gıcırdayan merdivenlerle çıkıldığında karşınıza "Hayat" bölümü çıkar. Evin en görkemli yeri ise üç yöne penceresi olan, sokağa hâkim "Başoda"dır. Kışın mangal başında kahve cezvelerinin sürüldüğü, aile büyüklerinin pencere önündeki makatta sokağı izleyerek huzur bulduğu bu oda, evin bereketidir.
Bir Kültürün Sessiz Tanıkları
Kerpiç duvarlar, ahşap süslemeli davlumbazlar ve yaşanmışlık kokan sofalar... Malatya’nın avlulu evleri, sadece mimari bir yapı değil; komşuluğun, imecenin ve aile bağlarının taşlara kazınmış öyküsüdür.