ÖSYM tarafından yayımlanan 2026-YKS Yükseköğretim Programları ve Kontenjanları Kılavuzu’nda örgün İş Sağlığı ve Güvenliği ön lisans programlarına yeni öğrenci kontenjanı ayrılmaması, alanın geleceğine ilişkin tartışmaları beraberinde getirdi. İnönü Üniversitesi Malatya Meslek Yüksekokulu Mülkiyet Koruma ve Güvenlik Bölüm Başkanı Doç. Dr. Engin Özdemir, iş kazaları, yaralanmalar ve meslek hastalıkları devam ettiği sürece nitelikli İş Sağlığı ve Güvenliği eğitimine duyulan ihtiyacın da devam edeceğini belirtti.

Malatya’dan İSG Eğitimi İçin Dikkat Çeken Çağrı

İş Sağlığı ve Güvenliği alanında bazı mezunların istihdam sorunu yaşadığının göz ardı edilmemesi gerektiğini ifade eden Özdemir, ancak bu sorunun çözümünün örgün ön lisans programlarında öğrenci alımını durdurmak olmadığına değindi.

Özdemir, eğitim kalitesinin artırılması, saha uygulamalarının güçlendirilmesi, üniversite-sanayi iş birliğinin geliştirilmesi ve öğrencilerin çalışma hayatıyla daha erken buluşturulmasının daha doğru bir yaklaşım olacağını ifade etti.

İSG eğitiminin yalnızca mevzuat bilgilerinin öğrencilere aktarılmasından ibaret olmadığını vurgulayan Özdemir, öğrencilerin gerçek çalışma ortamlarını görmesinin, tehlikeleri yerinde değerlendirmesinin ve riskleri uygulamalı olarak öğrenmesinin mesleki yeterlilik açısından önemli olduğunu söyledi.

“Örgün Ve Uygulamalı Eğitim Güçlendirilmeli”

Özdemir, İş Sağlığı ve Güvenliği eğitiminde nicelikten çok niteliğin ön plana çıkarılması gerektiğini belirterek örgün eğitimin saha uygulamalarıyla desteklenmesini önerdi.

Geçmiş yıllarda açıköğretimde tek bir programa verilen 1.000 kişilik kontenjanın, üniversite başına 25 öğrenci üzerinden değerlendirildiğinde 40 üniversitenin kapasitesine karşılık geldiğini belirten Özdemir, bu kapasitenin yeterli akademik kadroya ve uygulama altyapısına sahip üniversitelere dağıtılabileceğini ifade etti.

Bu şekilde öğrencilerin yalnızca sınıf ortamında değil, gerçek çalışma alanlarında da eğitim almasının mümkün olacağını belirten Özdemir, özellikle teknik ve uygulamalı bir alan olan İSG’de saha deneyiminin büyük önem taşıdığını kaydetti.

İSG Eğitimi Sadece Uzman Yetiştirmekle Sınırlı Değil

Özdemir, İş Sağlığı ve Güvenliği eğitiminin yalnızca mezunların iş güvenliği uzmanı olarak istihdam edilmesi üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğine değindi.

İSG eğitimi alan kişilerin üretim, bakım, inşaat, lojistik, enerji, kamu hizmetleri ve yönetim gibi farklı sektörlerde görev alabileceğini belirten Özdemir, bu kişilerin sahip oldukları güvenlik bilincini çalıştıkları işyerlerine taşıyabileceğini ifade etti.

Tehlikelerin erken fark edilmesi, ramak kala olaylarının öneminin anlaşılması, kişisel koruyucu donanım kullanımının yaygınlaşması ve güvenli olmayan çalışma davranışlarının değiştirilmesi açısından İSG eğitiminin önemli katkılar sağlayabileceğini dile getiren Özdemir, bu nedenle alanın toplumsal güvenlik kültürü açısından da değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

6331 Sayılı Kanuna Dikkat Çekti

İş Sağlığı ve Güvenliği alanındaki insan kaynağının önemine dikkat çeken Özdemir, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun kamu ve özel sektördeki işyerleri açısından geniş bir uygulama alanına sahip olduğunu hatırlattı.

İşyerlerinde güvenliğin yalnızca yasal bir zorunluluk olarak görülmemesi gerektiğini belirten Özdemir, iş kazalarının ve meslek hastalıklarının önlenmesinin doğrudan insan hayatıyla ilgili olduğunu ifade etti.

Bu nedenle İSG eğitimine ilişkin kararların kısa vadeli istihdam verileriyle sınırlı tutulmaması gerektiğini belirten Özdemir, eğitim politikalarının uzun vadeli bir bakış açısıyla ele alınmasını istedi.

“Dört Yarıyıllık Eğitim İle 220 Saatlik Kurs Aynı Değil”

İş güvenliği uzmanlığına erişimde uygulanan kısa süreli eğitim modeli ile üniversitelerde verilen dört yarıyıllık ön lisans eğitiminin aynı kapsamda değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Özdemir, iki eğitim modeli arasında önemli farklar bulunduğunu söyledi.

İSG ön lisans öğrencilerinin eğitim sürecinde risk değerlendirmesi, mevzuat, iş hijyeni, ergonomi, yangın güvenliği, acil durum yönetimi, makine ve ekipman güvenliği, meslek hastalıkları, yapı işleri, kimyasal riskler ve saha uygulamaları gibi birçok konuda eğitim aldığını belirten Özdemir, üniversite eğitiminin daha kapsamlı bir teknik ve mesleki altyapı sunduğunu ifade etti.

Özdemir, 220 saatlik bir sertifika eğitimi ile dört yarıyıla yayılan yükseköğretim programının eşdeğer kabul edilmesinin doğru olmayacağını belirterek, ihtiyaç fazlalığı bulunduğu düşünülüyorsa çözümün örgün ön lisans programlarını kontenjansız bırakmak yerine uzmanlığa erişim sisteminin yeniden değerlendirilmesi olduğunu söyledi.

İSG’de 3+1 Modeli Önerisi

İSG ön lisans programlarında uygulamalı eğitimin artırılması için 3+1 modelinin önemli bir fırsat oluşturabileceğini belirten Özdemir, öğrencilerin üç yarıyıl boyunca üniversitede eğitim alması, bir yarıyıl boyunca ise işletmelerde mesleki eğitim görmesi önerisinde bulundu.

Bu model sayesinde öğrencilerin gerçek işyerlerinde risk değerlendirmelerini inceleyebileceğini, saha gözlemleri yapabileceğini, acil durum tatbikatlarını görebileceğini ve iş sağlığı ve güvenliği kurul çalışmalarını yakından tanıyabileceğini ifade eden Özdemir, böylece mezunların çalışma hayatına daha hazırlıklı şekilde başlamasının sağlanabileceğini kaydetti.

Mevlid Kandili’nde Ne Oldu, Bu Gece Neden Bu Kadar Önemli? İşte Sebebi...
Mevlid Kandili’nde Ne Oldu, Bu Gece Neden Bu Kadar Önemli? İşte Sebebi...
İçeriği Görüntüle

Özdemir, hedefin yalnızca mevzuatı bilen mezunlar yetiştirmek olmaması gerektiğini belirterek, tehlikeyi sahada tanıyabilen, riskleri analiz edebilen, çalışanlarla etkili iletişim kurabilen ve önleyici çözümler geliştirebilen teknikerlerin yetiştirilmesi gerektiğini vurguladı.

“İki Yıllık Programların Önemi Göz Ardı Edilmemeli”

İki yıllık meslek yüksekokulu programlarının gençlerin daha kısa sürede meslek edinerek çalışma hayatına katılmasına imkan sağladığını belirten Özdemir, İSG ön lisans programlarının da bu hedefle uyumlu olduğunu söyledi.

Gençlerin mesleki tecrübeyle daha erken buluşturulmasının hedeflendiği bir dönemde iki yıllık mesleki ve teknik programların öneminin göz ardı edilmemesi gerektiğini ifade eden Özdemir, programların öğrenci alımının durdurulması yerine eğitim içeriklerinin güncellenmesini ve sektör bağlantılarının güçlendirilmesini önerdi.

Muhabir: Zeynep Baran