Anayasa Mahkemesi’nin evlilik sonrası nüfus kaydına ilişkin kararı gündeme geldi. 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nda yer alan ve “Evlenen kadının kaydı kocasının hanesine taşınır” hükmünün Anayasa’ya uygunluğu yüksek mahkemenin incelemesine konu oldu.
AYM, 4 Haziran 2026 tarihli, E.2025/216 ve K.2026/128 sayılı kararıyla iptal talebini oyçokluğuyla reddetti. Karar, 10 Ağustos 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlandı.
AYM’den “Kocasının Hanesine Taşınır” Hükmüne Karar
Düzenlemenin iptali istemi, evlilik nedeniyle nüfus kaydı kocasının hanesine taşınan bir kadının bu işlemin iptalini talep etmesiyle başlayan yargı sürecinin ardından gündeme geldi.
Davaya bakan İstanbul 14. Asliye Hukuk Mahkemesi, düzenlemenin Anayasa’ya aykırı olduğu kanaatine vararak konuyu Anayasa Mahkemesi’ne taşıdı.
Başvuruda özellikle, erkeğin evlenmesi halinde nüfus kaydının değişmemesine karşın kadının kaydının baba hanesinden koca hanesine taşınmasının kadın ve erkek arasında cinsiyete dayalı farklılık oluşturduğu savunuldu.
Mahkeme Çoğunluğu Düzenlemeyi “Teknik Kayıt” Olarak Değerlendirdi
Anayasa Mahkemesi çoğunluğu ise nüfus kütüğünü kişinin dış dünyadaki hukuki veya toplumsal kimliğini doğrudan belirleyen bir unsur olarak değerlendirmedi.
Kararda, aile kütüklerinin esas olarak kimlik, aile bağı, vatandaşlık ve kişisel durum bilgilerinin düzenli şekilde tutulması ve kamu hizmetlerinin yürütülmesi amacıyla kullanılan bir kayıt sistemi olduğu vurgulandı.
Mahkeme çoğunluğu, aile kütüğünde yapılan değişikliğin kadının medeni haklarından yararlanmasını veya dış dünyadaki hukuki statüsünü doğrudan değiştirmediği kanaatine vardı.
Bu nedenle düzenlemenin Anayasa’nın hukuk devleti ve eşitlik ilkeleri ile kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkına ve ailenin eşler arasında eşitliğe dayanması ilkesine aykırı olmadığı sonucuna ulaşıldı.
Karşıoylarda “Cinsiyete Dayalı Farklılık” Vurgusu
Kararın dikkat çeken bölümlerinden biri ise karşıoy gerekçeleri oldu.
Engin Yıldırım, Rıdvan Güleç, Yusuf Şevki Hakyemez, Selahaddin Menteş ve Kenan Yaşar, çoğunluk kararına katılmadı.
Karşıoylarda, erkek evlendiğinde kendi hanesinde kalırken kadının baba hanesinden çıkarılarak kocasının hanesine geçirilmesinin doğrudan cinsiyete dayalı farklı muamele oluşturduğu savunuldu.
Karşıoy sahipleri, uygulamanın yalnızca teknik bir nüfus işlemi olarak görülmemesi gerektiğini belirterek devletin kayıt sisteminin de kadın ve erkeği nasıl konumlandırdığı açısından eşitlik ilkesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekti.
“Önce Baba, Sonra Koca Hanesi” Eleştirisi
Karşıoy gerekçelerinde düzenlemenin, kadını “önce baba, sonra koca hanesi” üzerinden tanımlayan tarihsel anlayışın devamı niteliğinde olduğu görüşü öne çıktı.
Bu yaklaşımda, erkeğin evlilik sonrasında da nüfus kaydının değişmeyen öznesi olarak kaldığı, kadının ise evlilikle birlikte başka bir erkeğin hanesine geçtiği vurgulandı.
Karşıoylarda ayrıca ayrımcılığın yalnızca herkes tarafından görülebilen uygulamalarda ortaya çıkmayacağı, devletin kendi idari kayıt sisteminde kadın ve erkek için farklı kurallar belirlemesinin de eşitlik bakımından sorgulanabileceği ifade edildi.
Birey Esaslı Nüfus Sistemi Önerisi
Karşıoy gerekçelerinde dikkat çeken bir diğer nokta ise alternatif nüfus kayıt sistemi oldu.
Buna göre kadın veya erkeğin evlilik nedeniyle diğer eşin hanesine geçirilmesi yerine, her bireyin kendi nüfus kaydının bağımsız öznesi olması mümkün.
Evlilik, boşanma, çocuk ve soybağı gibi aile ilişkilerinin ise kişilerin bağımsız kayıtları arasında kurulacak bağlantılarla gösterilebileceği belirtildi.
Bu sistemde evlilik nedeniyle taraflardan birinin diğerinin nüfus kaydına taşınması gerekmiyor. Böylece aile ilişkileri kayıt altına alınırken kadın ve erkek eşit ve bağımsız bireyler olarak korunabiliyor.
Kararın Asıl Tartışması Ne?
AYM'nin kararı, yalnızca nüfus kayıtlarının nasıl tutulacağına ilişkin teknik bir düzenleme olmaktan öte, devletin aile ve birey ilişkilerini nasıl tanımladığı tartışmasını da gündeme taşıdı.
Mahkeme çoğunluğu düzenlemenin kişinin somut haklarını doğrudan etkilemediği ve teknik bir kayıt niteliğinde olduğu görüşünü benimserken, karşıoylarda devletin kayıt sisteminde kadın ve erkek arasında farklı uygulama yapılmasının başlı başına eşitlik açısından değerlendirilmesi gerektiği savunuldu.
Böylece kararın merkezinde, “Eşitlik yalnızca hakların kullanımında mı aranmalı, yoksa devletin en teknik kayıt sistemlerinde de kadın ve erkek aynı şekilde mi konumlandırılmalı?” sorusu yer aldı.




