“Bir şehri anlamak için sadece taşlarına değil, geçmişten gelen nefesine bakmak gerekir.”

Benim gördüğüm Malatya, sadece evlerin, sokakların ve caddelerin toplamı değildi. Şehir, insanların birbirine dokunduğu yerde başlardı. Komşusunun derdini paylaşıp, sevincini çoğaltan bir gönül vardı her köşede. Depremler yıkabilir binaları ama gönülleri unutturamaz; unutursa şehir ölür.

Yeni Malatya’yı kurarken gençler unutmasın.. Bizler hatırlayalım diye bir şehir bıraktık. Bizim çocukluk yıllarımızda sokaklar oyun bahçesiydi; kahvehaneler hayatı anlatan sınıftı; hanlar ve pazarlar insanın sabrını, emeğini ve dayanışmasını öğreten laboratuvardı.

Eğer bu anlayış kaybolursa, ne kadar yüksek bloklar dikerseniz dikiniz, ne kadar geniş yollar açarsanız açın, şehir yalnızca taş yığını olur. İnsan ölçeğini korumak gerekir. Bir meydan yalnızca beton değil, birlikte nefes alınan yer olmalı. Çocuklar güvenle koşabilmeli; yaşlılar sohbet edebilmeli; komşu hâl hatır sorabilmeli. Ramazan ayında komşuda pişen her yemeğin komşulara da ikram edilmesi dayanışmanın, gönül almanın en güzel haliydi. Dini bayramlarda mezar ziyaretinde herkes buluşur, bu ziyaretlerde aile büyükleriyle geçmişlerini hatırlayan Malatyalılar kökleriyle yeniden güçlü bir bağ kurar. Dini bayramlar Malatya şehrinin ruhunun ortaya çıktığı en güzel zamanlardır. Bunların yok sayılması Malatya’nın yok olması anlamına gelir. Aynı mahallede oturanlar, her evdeki hastayı, sıkıntıları bilerek komşularına karşı daha fazla hassasiyet beslerdi. Mahallenin yaşlılarına herkes saygı gösterirdi.

Gelecek, Hatıra Üzerine Kurulur

Gelecek yalnızca bugünün planlarıyla değil, geçmişin hatıralarıyla kuruluyor. Taşın altındaki hatıralar, bir balkon sohbeti, bir bayram sabahı, bir çocuk kahkahası… Bunlar şehir hafızasının taşıyıcılarıdır.

Yeni Malatya’nın sokakları, eski Malatya’nın hatırasını fısıldamalıdır. Bir ağacın gölgesi korunmalı; bir çeşmenin su sesi yeniden akmalı; bir meydanın adı yaşatılmalıdır. Hatırlanacak, anlatılacak şeyler bırakılmazsa, gelecek sadece sessiz bir beton yığını olur.

Dayanışma Şehrin Gerçek Temelidir

Benim kuşağım, birbirine el uzatmanın, sofrayı paylaşmanın, acıya omuz vermenin ne demek olduğunu bilir. Şimdi gençler bunu yeniden hatırlamalı. Deprem bize gösterdi ki, şehir yalnızca sağlam duvarlardan ibaret değil. En güçlü duvar, insanların birbirine güveni ve birlikte yaşayabilme azmidir.

Sokaklarda çocuklar gülebilmeli, pazar yerleri selamlaşma ve paylaşma yeri olmalı, mahalleler yalnızca ev kümeleri değil, birbirinin kapısını çalma cesareti taşımalı. İşte şehir böyle ayakta kalır.

Malatya Kimliğinin Direnci

Toprak sabırlıdır; insan dirençlidir. Yeni Malatya yükselecek; bundan şüphe yok. Ama şunu unutmayalım yalnızca taşları, blokları ve yolları yeniden kurmak yeterli değildir. Asıl mesele şehrin ruhunu, gönül ölçüsünü ve hatıra bağlarını yaşatmaktır.

Bunu başarabilirsek bu deprem bir felaket değil bir diriliş olur. Eğer başaramazsak en modern binaların içinde bile eksik bir şey dolaşır. Çünkü şehir dediğin taşlarla değil; insanların kalbi ve hatıralarıyla ayakta durur. Malatyalıların inançları ve gelenekleriyle bu zorlu günleri aşacağına inancımız tamdır.