Bir toplumun ayakta kalabilmesi için yalnızca ekonomik büyüme ya da büyük projeler yeterli değildir. Bir ülkeyi gerçekten güçlü yapan şey; vatandaşlarının kalbinde yaşayan inanç, birbirine duyduğu güven, yarına dair beslediği umut ve bütün bunların sonucunda ortaya çıkan huzurdur. Ne yazık ki bugün tam da bu dört değerin ciddi şekilde yıprandığı, aşındığı ve yozlastırıldığı bir dönemden geçiyoruz.
İnanç yalnızca bireyin Allah ile kurduğu bağ değildir. Aynı zamanda adalete, hukuka ve devletin doğruluğuna duyulan bir inançtır. Eğer insanlar adaletin herkese eşit uygulanacağına inanmazsa, o toplumun temel direkleri köklerinden sarsılmaya başlar. Hukukun gücü zayıfladığında, güçlü olanın hukuku ortaya çıkar. Bu da devleti güçlü kılmaz; aksine toplumun vicdanında çok derin yaralar açar.
Güven ise bir ülkenin görünmeyen sermayesidir. Bugün sokakta, pazarda, iş dünyasında insanların en çok kullandığı cümlelerden biri şudur: “Kimseye güven kalmadı.” İşte bir toplum için en tehlikeli alarmda budur. Kurumlara güvenin sarsıldığı, sözlerin değerini yitirdiği bir yerde ne ekonomik istikrar olur ne de toplumsal barış.
Umut meselesi ise belki de en can yakıcı olanıdır. Gençlerin başka ülkelerde gelecek aradığı, ailelerin çocukları için endişe duyduğu bir ortamda “her şey yolunda” demek, gerçeği inkâr etmekten başka bir şey değildir. Umudunu kaybeden bir gençlik, bir ülkenin en büyük kaybıdır. Çünkü gelecek, bugünün gençlerinin omuzlarında yükselecektir.
Ve huzur… Huzur yalnızca sokakların sakin olması değildir. Huzur, insanların kendini güvende hissettiği, düşüncelerini korkmadan ifade edebildiği, adaletin herkese eşit işlediğine inandığı bir ortamdır. Eğer bir toplum sürekli gerginlik içinde yaşıyorsa, orada huzurdan söz etmek mümkün değildir.
Bugün belki de en çok ihtiyacımız olan şey; bu dört değeri yeniden inşa edecek bir yönetim anlayışıdır. İnancı zedelemeyen, güveni güçlendiren, umudu büyüten ve huzuru kalıcı hale getiren bir anlayış… Çünkü güçlü devlet yalnızca otoritesiyle değil, vatandaşının kalbindeki güvenle var olur.
Aksi halde büyük sözler, büyük binalar ve büyük projeler bir ülkeyi ayakta tutmaya yetmez. Bir ülkeyi ayakta tutan şey, halkının kalbinde yaşayan inanç, güven ve umuttur.
Saygılarımla...