Bir toplumun en büyük başarısı nedir?

Yüksek binalar, geniş yollar, teknolojik atılımlar mı? Yoksa birbirine güvenen, saygı duyan, merhametle yaklaşan insanlar mı? Bugün dönüp kendimize dürüstçe bakarsak, ikinci sorunun cevabında ciddi bir eksiklikle karşı karşıya olduğumuzu kabul etmek zorundayız. Çünkü biz, sevgiyi öğretmeyi başaramadık.

Okullarda matematiği, tarihi, fen bilimlerini öğretiyoruz. Hatta sınavlarda başarı için çocuklarımızı yarış atına çeviriyoruz. Ama bir çocuğa empati kurmayı, farklı olana saygı duymayı, bir başkasının acısını hissetmeyi sistemli bir şekilde öğretiyor muyuz? Cevap çoğu zaman hayır. Oysa sevgiyi öğrenmeyen bir birey, bilgiyle donansa bile insan olmanın özünü kaçırıyor.

Ailede başlayan bu eksiklik, toplumun her katmanına yayılıyor. Çocuk, evde gördüğünü dışarıda tekrar ediyor. Eğer evde sevgi yerine öfke, anlayış yerine baskı hâkimse, bu duygu dili çocuğun karakterine işliyor. Sonra bu çocuk büyüyor; trafikte sabırsız bir sürücü, iş yerinde hoşgörüsüz bir çalışan, sosyal hayatta tahammülsüz bir birey olarak karşımıza çıkıyor.

Peki sorun sadece bireysel mi? Elbette hayır. Toplumsal dilimiz de sevgiyi beslemek yerine çoğu zaman ayrıştırmayı körüklüyor. Farklı düşüneni düşman görmek, eleştiriyi saldırı saymak, nezaketi zayıflık sanmak gibi alışkanlıklar, sevgiyi değil, mesafeyi büyütüyor. Oysa sevgi, sadece romantik bir duygu değil; bir arada yaşamanın en temel şartıdır.

Belki de en büyük yanılgımız, sevgiyi kendiliğinden oluşacak bir duygu sanmamız. Oysa sevgi de tıpkı bilgi gibi öğrenilir, geliştirilir, beslenir. Küçük yaşta kazanılmayan bu değer, ileride telafisi zor boşluklar bırakır. Bir çocuğa “başarılı ol” demeden önce “iyi bir insan ol” diyebiliyor muyuz? Asıl soru burada yatıyor.
Sevgiyi öğretmek, büyük laflar etmekle değil, küçük davranışlarla mümkündür. Bir teşekkür, bir özür, bir anlayış anı… Bunlar küçümsenen ama toplumun dokusunu güçlendiren temel taşlardır. Belki de yeniden başlamamız gereken yer burasıdır: en basit insani değerleri ciddiye almak.

Sonuç olarak, evet, belki sevgiyi yeterince öğretemedik. Ama bu, artık öğretemeyeceğimiz anlamına gelmez. Her birey, her aile, her kurum bu eksikliği fark ettiği anda değişim başlar. Çünkü sevgi, geç kalınmış bir ders olsa da, öğrenildiğinde her şeyi değiştirebilecek güce sahiptir.
Saygılarımla...