Malatya, tarih boyunca doğu ile batı arasında bir kavşak konumundadır. Kayısının bereketiyle, çalışkan insanıyla, sakin ama dirayetli yapısıyla bilinmektedir. Gerek deprem gerekse de ekonomik olumsuzluklardan kaynaklı olarak son yıllarda şehrimizin omuzlarına binen yük ağırlaşmıştır: Çevre illerden kontrolsüz göç ve giderek derinleşen işsizlik.Bunların sonucunda oluşan toplumsal bunalım, ahlâkî çöküntü, bozulan ve yok olan sosyal değerler.

Göç, doğru planlandığında bir zenginliktir. Nitelikli iş gücü, kültürel çeşitlilik ve ekonomik canlılık getirir. Fakat kontrolsüz ve altyapısız bir göç dalgası, şehirlerin dengesini bozar. Malatya bugün tam da bu kırılgan denge noktasında duruyor. Gelen nüfus artıyor, ama istihdam aynı hızda büyümüyor varolan da tekstilde olduğu gibi azalıyor. Sanayi kapasitesi sınırlı, tarımda katma değer düşük, küçük esnaf ise zaten daralan piyasa koşullarında ayakta kalma mücadelesi veriyor.

Sonuç ne oluyor? İşsizlik oranları yükseliyor, özellikle gençler arasında umutsuzluk yayılıyor. Üniversite mezunu gençler iş bulamıyor; vasıfsız iş gücü ise günübirlik ve güvencesiz işlere mahkûm kalıyor. Artan rekabet ücretleri aşağı çekiyor. Bu durum hem yerel halkta huzursuzluğa yol açıyor hem de göçle gelen vatandaşları daha kırılgan bir konuma itiyor. Oysa sorun kişilerde değil; plansızlıkta.

Şehirlerin kaldırabileceği bir kapasitesi vardır. Konut, ulaşım, eğitim ve sağlık hizmetleri belli bir nüfusa göre planlanır. Nüfus kısa sürede kontrolsüz biçimde artarsa, bu hizmetler yetersiz kalır. Okullarda sınıflar kalabalıklaşır, kiralar yükselir, sosyal yardımlar yetersizleşir. Böyle bir ortamda toplumsal uyum da zorlaşır.

Peki çözüm ne? Öncelikle göç gerçeğini inkâr etmek değil, yönetmek gerekir. Merkezi idare ile yerel yönetimler arasında güçlü bir koordinasyon şarttır. Hangi sektörlerde iş gücüne ihtiyaç var, hangi alanlarda yatırım yapılmalı, bunlar veriye dayalı biçimde belirlenmelidir. Malatya için tarıma dayalı sanayi, kayısı ve diğer tarım ürünlerinde katma değerli üretim, lojistik ve küçük ölçekli imalat gibi alanlar stratejik öneme sahip olabilir. Organize sanayi bölgelerinin güçlendirilmesi, gençlere yönelik mesleki eğitim programlarının artırılması ve girişimciliğin desteklenmesi elzemdir.

Aynı zamanda sosyal uyum politikaları da ihmal edilmemelidir. Göç eden insanların kent hayatına entegrasyonu, hem ekonomik hem kültürel açıdan desteklenmelidir. Aksi halde işsizlik ve yoksulluk, toplumsal gerilimi besler.

Malatya sahipsiz değildir. Ancak kaderine terk edilirse, potansiyelini kaybetme riskiyle karşı karşıyadır. Bu şehir, sadece göç alan bir yer değil; üretim yapabilen, değer oluşturabilen bir merkez olmalıdır. Bunun yolu da günü kurtaran çözümlerden değil, uzun vadeli kalkınma planlarından geçer.

Unutmayalım: Göç gibi işsizlik te bir sonuçtur. Asıl mesele, bu sonuçları doğuran ekonomik ve yapısal sorunları cesaretle ele alabilmektir. Malatya’nın ihtiyacı olan şey, hamaset değil; plan, üretim ve istihdamdır.

Saygılarımla...