Eskiden mahalle aralarında çocuk seslerinden geçilmezdi; dizleri kanayan, üstü başı toz içinde eve dönen çocukların yerini bugün, bir ekranın karşısında hipnotize olmuşçasına sessizce oturan minik bedenler aldı. Modern ebeveynliğin en büyük kurtarıcısı ve aynı zamanda en sinsi düşmanı artık cebimizde: Akıllı telefonlar ve tabletler.

Bir restoranda, misafirlikte veya toplu taşımada sıkça rastladığımız o manzara aslında toplumsal bir alarmın sessiz çığlığıdır. Çocuk ağlamaya başladığında ya da "sıkıldım" dediğinde, eline anında tutuşturulan o parlak ekranlar aslında birer eğitim aracı değil, modern dünyanın dijital emzikleridir.

Susturmak mı, Yok etmek mi?

Ebeveynler olarak kendimize karşı dürüst olalım: O tableti çocuğun eline, o bir şeyler öğrensin diye mi veriyoruz, yoksa biz biraz nefes alalım, o "ussuz" dursun diye mi? Çocuğu susturduğumuz her an, aslında onun dış dünyayla kuracağı bağı, merak duygusunu ve sorun çözme yetisini de bir nebze köreltiyoruz.

Sıkılmak, bir çocuk için yaratıcılığın tetikleyicisidir. Çocuk sıkıldıkça oyun kurar, hayal eder, dünyayı keşfeder. Ancak ekran bağımlılığı, çocuğun sıkılmasına bile izin vermeden onu hazır bir görsel bombardımana tutuyor. Sonuç? Kendi başına oyun kuramayan, dikkat süresi birkaç saniyeye düşmüş ve gerçek dünyanın yavaşlığına tahammül edemeyen bir nesil.

Gerçeklikten Kopan Bağlar

Yeni nesil, bir videoyu kaydırdığı hızda hayattan da sonuç bekliyor. Sabretmeyi, beklemeyi, bir çiçeğin büyümesini izlemeyi veya bir arkadaşıyla göz teması kurarak konuşmayı "sıkıcı" buluyor. Çünkü beyni, o ekranlardaki yüksek dopamin seviyesine alıştı bir kere. Gerçek hayat, ekranın sunduğu o yapay ve aşırı renkli dünya kadar heyecan verici gelmiyor artık.

Çözüm Yasaklamak Değil, Paylaşmak

Teknolojiyi tamamen hayatımızdan çıkarmak imkansız ve belki de gereksiz. Ancak unutmamalıyız ki; hiçbir uygulama bir babanın masalı kadar öğretici, hiçbir dijital oyun bir annenin sıcak gülüşü kadar güven verici değildir.

Çocuklarımıza ekranı değil, dünyayı vermeliyiz. Dizleri kanasın, üstleri kirlensin, canları sıkılsın... Ama o ruhsuz ekranların içinde ruhlarını kaybetmesinler. Çünkü biz onları susturmaya çalıştıkça, aslında en çok duymamız gereken o saf ve meraklı seslerini kaybediyoruz.

Gelecek, parmaklarının ucuyla ekranı kaydıranların değil, o ekranın arkasındaki dünyayı eline alıp şekillendirenlerin olacaktır.