ÇELİK ÇOMAK

Malatya Mahallelerinde Gücün, Hesabın ve Maharetin Oyunu

Bir kısa değnek, bir uzun sopa… Ne forma var ne saha çizgisi ama her vuruşta güç, hesap ve ustalık vardı. Çelik çomak, Malatya sokaklarında çocukların hem bileğini hem zekâsını sınardı.

Malatya’nın boş arsalarında, harman yerlerinde ve köy meydanlarında oynanan oyunların en iddialısı çelik çomaktı. Bu oyun biraz cesaret, biraz güç, biraz da hesap işiydi. Yanlış vuruşta çelik yüzüne sıçrayabilir, doğru vuruşta ise metrelerce uzağa fırlardı.

“Çelik”, iki ucu sivriltilmiş kısa değnekti.

“Çomak” ise onu vurmak için kullanılan uzun sopaydı.

Oyuncu yere küçük bir çukur açar, çeliği onun üzerine dengeli biçimde yerleştirirdi. Çomağın ucuyla çeliğin sivri tarafına vurup havalandırır, ardından havadayken ikinci bir vuruşla olabildiğince uzağa göndermeye çalışırdı. İşte oyunun kalbi o ikinci vuruştaydı.

Rakip takım, çeliği havada yakalarsa oyuncu yanardı. Yakalayamazsa çeliğin düştüğü yerden çukura kadar çomakla ölçüm yapılır, her ölçü bir sayı sayılırdı. Bu ölçme işi başlı başına tartışma sebebiydi.

“Oradan sayılmaz!”

“Çomağı tam koymadın!”

“Yeniden ölçelim!”

Bütün bu itirazların altında bile oyunun kendine has bir adaleti vardı.

Çelik çomak sadece güç oyunu değildi. Çeliğin hangi açıyla havalanacağını hesaplamak, ikinci vuruşu tam zamanında yapmak ustalık isterdi. En iyi oyuncular, çeliği sanki gözle değil sezgiyle vururdu.

Harman Yerinde Bir Gün

Yaz sonuydu. Buğday kaldırılmış, harman yeri boşalmıştı. Tozlu geniş alan bizim oyun sahamız olmuştu.

Elimde çomak, sıranın bana gelmesini bekliyorum. Büyükler biraz uzakta oturmuş sohbet ediyor ama gözleri arada bize kayıyor. Çünkü çelik çomak ciddiye alınan bir oyundu.

Sıra bana geldi.

Çeliği çukurun üzerine yerleştirdim. İçimde hem heyecan hem tedirginlik var. İlk vuruşla çelik havalandı. Bir an için zaman yavaşladı sanki. Gözüm çelikte… İkinci vuruşu tam düşmeye yakınken yaptım.

Çelik havada dönerek uzaklara gitti. Rakip yakalayamadı. İçimde bir sevinç kıpırtısı.

Ölçmeye başladık.

Bir… iki… üç…

Her çomak boyu sayıldıkça içimdeki gurur büyüyordu.

O gün belki oyunu kazanamadık ama o vuruş, günlerce dilime dolandı.

“En uzağa Kemal vurdu,” dediler.

İşte o söz, çocuk yüreğine yeterdi.

Bugün ne harman yerleri kaldı ne çukur açacak toprak.

Ama çelik çomak, Malatya’nın çocuklarına şunu öğretmişti:

Emek vermeden mesafe alınmaz.

Zamanlamayı kaçırırsan fırsat kaçar.

Cesaret edersen çelik uzağa gider.

Bir kısa değnekle başlayan oyun, aslında hayata atılan ilk ölçümdü.

BİRDİRBİR

Malatya Mahallelerinde Kahkahanın ve Cesaretin Oyunu

Sırayla eğilen çocuklar, koşarak atlayanlar… Tozlu sokaklarda yankılanan kahkahalar. Birdirbir, Malatya mahallelerinde hem cesaretin hem dostluğun en gürültülü hâliydi.

Birdir bir, Malatya’nın dar sokaklarında, geniş avlularında, okul bahçelerinde en çok ses getiren oyunlardandı. Bu oyun biraz cesaret, biraz denge, biraz da dayanıklılık isterdi. Ama hepsinden önce neşe isterdi.

Bir çocuk öne eğilir, ellerini dizlerine dayar, başını aşağı indirirdi. Diğer çocuklar, belli bir mesafeden koşarak gelir, onun sırtına ellerini koyup üzerinden atlardı. Atlayan her çocuk sayarak devam ederdi:

“Birdirbir!”“İkidiriki!”“Üçtürüç!”

Her yeni turda eğilen çocuk sayısı artar, atlamak zorlaşırdı. Sırtlar yan yana dizilir, adeta canlı bir engel olurdu. Koşup atlayamayan, takılan ya da düşen oyundan çıkar ya da sırayı devralırdı.

Birdirbir,hem güven oyunuydu hem cesaret. Eğilen çocuk, arkasındakine güvenirdi. Atlayan çocuk, sırtın kaymayacağına inanırdı. Arada bir dengesi bozulan olur, hep birlikte yere yığılır, sonra kahkahalar yükselirdi.

Bu oyun mahalleye ses verirdi. Uzakta oynayanlar bile sesleri duyup koşarak katılırdı. Çünkü birdirbir yalnız oynanmaz, kalabalık isterdi.

Akşamüstü Mahalle Arası

Bir yaz akşamüstü… Güneş yavaş yavaş alçalıyor. Anneler kapı önlerinde, babalar işten dönmek üzere.

Biz sokağın ortasında dizilmişiz.

İlk eğilen Hüseyin. Arkasına iki kişi daha ekleniyor. Sırtlar yan yana… Toz kalkmış, herkes heyecanlı.

Koşmaya başlıyorum. İçimde hafif bir korku var çünkü üçüncü sırttan atlamak kolay değil. Yaklaşıyorum. Ellerimi Hüseyin’in sırtına koyup kendimi yukarı bırakıyorum.

Bir an havadayım.

Sonra ayaklarım yere değiyor.

“Birdirbir!” diye bağırıyorum.

Arkamdan gelen bir arkadaş takılıyor, hepimiz zincir gibi devriliyoruz. Toz bulutu yükseliyor. Bir an sessizlik… Sonra hep birlikte gülmeye başlıyoruz.

O düşüşün acısı değil, kahkahası kaldı aklımda.

Bugün çocuklar yükseklik ölçer gibi ekranlarda puan topluyor belki. Ama birdirbir, insanın insana dayandığı bir oyundu. Sırt sırta vererek eğlenmeyi öğretirdi.

Belki sırtımız ağrırdı akşam olunca ama yüreğimiz hafiflerdi.

Malatya sokaklarında birdirbir oynayan çocuklar, farkında olmadan şunu öğrenirdi:

Yük paylaşılırsa hafifler.

Kahkaha kalabalıkta çoğalır.