Hayatın en büyük yanılgısı, bir gülümsemeyi her zaman dostluk alameti sanmamızdır. Çocukken bize öğretilen o saf denklem, büyüdükçe bozulur: Biri gülümsüyorsa seni seviyordur sanırsın. Oysa yetişkinlerin dünyasında gülümsemek, bazen dişlerini göstermenin en kibar yoludur.
Bugün konumuz, o mükemmel vitrin insanları. Yani Yüzümüze Gülenler.
Onları tanıyorsunuz. Bir ortama girdiğinizde sizi en coşkulu "Hoş geldin!" ile karşılayanlardır. Kahkahaları boldur, iltifatları cömerttir. Masanızda çayınızı içer, derdinizi dinler, hatta sizinle birlikte hüzünlenirler. Ama siz kapıdan çıkıp arkanızı döndüğünüz an, o yüzlerindeki maske, bir tiyatro perdesi gibi iniverir.
Sahne biter, kulis başlar.
Yüzünüze "Kardeşim" diyen o dudaklar, arkanızdan en acımasız eleştirilerin namlusu oluverir. Sizin sırlarınızı, zaaflarınızı ya da başarılarınızı başkalarına meze yaparken hiç tereddüt etmezler. Çünkü onlar için siz, sevilen bir dost değil, sadece o anlık tüketilen bir konusunuzdur.
Bu tür insanlar, açık düşmandan çok daha tehlikelidir. Çünkü açık düşman, kılıcını göğsünüze doğrultur; gardınızı alırsınız. Ama yüzünüze gülenler, hançeri saklar ve sizi kucaklarken sırtınızdan vurur. Shakespeare’in yüzyıllar önce dediği gibi: "İnsan gülümseyebilir, gülümseyebilir ve yine de bir alçak olabilir."
Peki, bu sahte gülüşlerin ardındaki soğukluğu hissetmiyor muyuz? Hissediyoruz aslında. Gözler yalan söylemeyi beceremez çünkü. Ağız dolusu gülerken bile gözlerindeki o donuk ifadeyi, o hesapçı bakışı yakalarız. "Burada ters giden bir şey var" der içimizdeki ses. Ama konduramayız. İnsan, karşısındakini kendi gibi bildiğinden, bu kadar profesyonel bir ikiyüzlülüğe inanmak istemez.
Aslında onlara kızmaktan çok, acımak gerekir. Düşünsenize, ne büyük bir yorgunluktur bu! Herkese ayrı bir maske takmak, her nabza göre şerbet vermek, sürekli tetikte olmak ve asla kendin olamamak... Kendi karakterini bir vestiyere asıp, duruma göre başka karakterler giyinmek, ruhu çürüten bir yüktür.
Bizim ise hayatımızda artık bu yükleri taşımaya yerimiz yok.
Bize, suratı asık olsa da kalbi net olanlar lazım. Bize, hatamızı yüzümüze, takdirimizi arkamızdan söyleyenler lazım. Bize, "Aman o kırılmasın" diye yalan söyleyenler değil, "Kırılsa da doğruyu bilsin" diyen o cesur yürekler lazım.
O yüzden bırakalım, yüzümüze gülüp arkamızdan konuşanlar kendi senaryolarını oynamaya devam etsinler. Bizim sahnemiz gerçek, seyircimiz vicdanımızdır.
Ve unutmayın; arkamızdan konuşuluyorsa, bu hâlâ onlardan önde olduğumuzun en güzel kanıtıdır.