Toplum olarak en tehlikeli hastalığımız cehalet değil, yoksulluk değil; "Bana ne?" hastalığıdır. Bu öyle bir hastalıktır ki vicdanı köreltir, adalet duygusunu yok eder, insanları birbirine yabancılaştırır. Sonunda ise geriye sadece kendi kabuğuna çekilmiş, korkak ve duyarsız bireyler bırakır.
Sokaklarda haksızlık yaşanıyor, insanlar dönüp bakmıyor, ilgilenmiyor. Bir hak gasp ediliyor, "Beni ilgilendirmez." deniliyor. Bir kişinin ekmeğiyle oynanıyor, bir başkasının onuru ayaklar altına alınıyor, toplumun büyük bir kısmı ise seyirci kalmayı tercih ediyor. Çünkü herkes aynı cümleyi tekrarlıyor: "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın."
Oysa tarih bize defalarca göstermiştir ki haksızlık, sessizlikten güç alır. Zulüm, cesaretini zalimden çok susanlardan alır. Bir toplumda dürüst insanlar konuşmayı bırakmışsa, meydan yalancılara, fırsatçılara ve vicdansızlara kalır.
Bugün ülkemizin birçok sorununda bu duyarsızlığın izlerini görmek mümkündür. Haksızlığa uğrayan yalnız bırakılıyor, hak arayan suçlanıyor, doğruları söyleyenler susturulmaya çalışılıyor. Daha acısı ise bütün bunlar yaşanırken büyük bir çoğunluk olup biteni tribünden maç izler gibi seyrediyor.
Şunu artık anlamak zorundayız: Tarafsızlık adı altında sergilenen korkaklık, haksızlığın ortağı olmaktır. Adalet sadece mahkeme salonlarında değil, vicdanlarda da tecelli eder. Vicdanını susturan bir toplumun adalet talep etmeye de hakkı kalmaz.
Birlikten söz ediyoruz ama en küçük çıkar çatışmasında birbirimizi yalnız bırakıyoruz. Dayanışmadan bahsediyoruz ama komşumuzun derdi kapımızı çalmadığı sürece başımızı çeviriyoruz. Sonra da neden güven kalmadığını, neden kimsenin kimseye inanmadığını sorguluyoruz.
Unutmayalım; bugün "Bana ne!" diyenler, yarın aynı ilgisizliğin kurbanı olacaklardır. Çünkü ateş sadece düştüğü yeri yakmaz; zaman gelir bütün evi sarar. O gün yardım isteyecek bir el bulamıyorsak, bunun sebebi yıllarca uzatılması gereken ellere sırtımızı dönmüş olmamızdır.
Artık "Bana ne?" demekten vazgeçmek zorundayız. Haksızlık kime yapılırsa yapılsın karşı çıkmak, adaleti kim için gerekiyorsa savunmak ve toplumsal vicdanı yeniden ayağa kaldırmak zorundayız. Aksi halde geleceğe bırakacağımız en büyük miras; korkunun, suskunluğun ve bananeciliğin hâkim olduğu, birbirine güvenmeyen bir toplum olacaktır. O gün geldiğinde ise kaybeden tek tek bireyler değil, hepimiz olacağız. Tarih bize göstermiştir ki güçlü toplumlar duyarlı bireylerin omuzlarında yükselir, sessiz kalanların değil
Saygılarımla...