Siyaset, toplumun ortak meselelerini çözmek; farklı düşünceleri bir araya getirmek ve ülkenin geleceğine dair umut inşa etmek için vardır.

Fakat siyaset kinle, öfkeyle ve hırsla yoğrulduğunda, artık mesele ülkeye hizmet etmekten çıkar; rakibini yenmek, susturmak ve ne pahasına olursa olsun kazanmak haline gelir.

Bugün siyasetin en büyük tehlikelerinden biri de budur: Kazanmak, haklı olmaktan daha önemli hale gelmektedir.

Öyle bir siyasi iklim oluşuyor ki, rakibin yaptığı doğru bir işi takdir etmek neredeyse zayıflık sayılıyor. Karşı tarafın iyi bir önerisini desteklemek, kendi mahallene ihanet gibi görülüyor. Eleştiri ile düşmanlık, siyasi rekabet ile kin birbirine karışıyor.

Oysa siyaset düşmanlık sanatı değildir.

Demokrasi, herkesin aynı düşünmesi demek değildir. Tam tersine, farklı düşünen insanların aynı ülkenin geleceği için konuşabilmesidir. Rakibine kızabilirsin, onun politikalarını yanlış bulabilirsin, hatta sert biçimde eleştirebilirsin. Fakat bütün bunlar insan onurunu yok saymayı, düşmanlaştırmayı ve kini siyasetin temel yakıtı haline getirmeyi gerektirmez.

Asıl kaybettiğimiz şey de burada başlıyor: Değerler.

Eskiden siyasette sözün ağırlığı, kişinin karakteri, verdiği sözün arkasında durması, gerektiğinde kendi tarafını da eleştirebilmesi önemliydi. Bugün ise çoğu zaman “Bizden mi, değil mi?” sorusu, “Doğru mu, yanlış mı?” sorusunun önüne geçebiliyor.

Bu anlayış toplumu da zehirliyor.

İnsanlar birbirine komşu olmaktan önce taraftar oluyor. Dostluklar siyasi tercihler üzerinden sınanıyor. Aynı sofrada oturan insanlar, farklı düşündükleri için birbirine yabancılaşabiliyor. Sosyal medya ise bu öfkeyi büyüten dev bir yankı odasına dönüşüyor.

Çünkü öfke kolaydır.

Öfkeyle konuşmak, düşünmekten daha kolaydır. Suçlamak, anlamaya çalışmaktan daha kolaydır. Rakibi kötü ilan etmek, kendi yanlışlarımızla yüzleşmekten daha kolaydır.

Fakat kolay olan her zaman doğru değildir.

Siyasetin “kazanmak” üzerine kurulması da başka bir tehlike doğuruyor. Çünkü her seçim bir savaş, her rakip bir düşman, her yenilgi bir felaket olarak görülmeye başlanıyor. Böyle olunca siyasi başarı uğruna söylenen sözlerin, verilen vaatlerin, kırılan kalplerin ve toplumda açılan yaraların hesabı yapılmıyor.

Oysa seçim kazanılır, seçim kaybedilir.

İktidarlar değişir.

Partiler yükselir, geriler, yeniden yükselir.

Ama bir toplumun adalet duygusu, güven duygusu ve birbirine karşı saygısı bir kez ciddi biçimde aşınırsa onu yeniden inşa etmek çok daha zordur.

Siyasetçinin görevi yalnızca seçimi kazanmak olmamalıdır. Siyasetçinin görevi, seçimden sonra da aynı ülkede birlikte yaşayacak insanları birbirine düşman etmemektir.

Çünkü sandıktan çıkan sonuç ne olursa olsun, ertesi sabah aynı sokakta yürüyeceğiz. Aynı şehirde yaşayacağız. Aynı çocukların geleceğini düşüneceğiz. Aynı ülkenin ekonomik, sosyal ve ahlaki sorunlarıyla yüzleşeceğiz.

Öyleyse birbirimizi tüketerek neyi kazanmış olacağız?

Belki bir makamı…

Belki bir seçimi…

Belki birkaç yıllık siyasi üstünlüğü…

Ama karşılığında hoşgörüyü, vicdanı, adaleti, nezaketi ve ortak yaşama kültürünü kaybedersek, aslında kazanan kim olacaktır?

Bugün siyasetin yeniden hatırlaması gereken çok basit bir gerçek var:

Rakibiniz sizin düşmanınız değildir.

Eleştirmek düşmanlık değildir. Muhalefet etmek ihanet değildir. Farklı düşünmek bölücülük değildir. İktidarı eleştirmek devlete karşı olmak değildir. İktidarı desteklemek de her yanlışı savunmayı gerektirmez.

Olgun siyaset, kendi tarafının yanlışını da görebilmektir.

Asıl cesaret, alkışlayan kalabalığa hoş gelecek sözleri söylemek değil; gerektiğinde kendi mahallene “Burada yanlış yapıyorsunuz” diyebilmektir.

Bugün belki de en çok buna ihtiyacımız var: Daha az kin, daha az öfke; daha fazla akıl, vicdan ve sorumluluk.

Çünkü siyaset yalnızca bugünü kazanmak için yapılırsa yarını kaybedebiliriz.

Ve unutmayalım:

Bir ülkenin en büyük zaferi, bir tarafın diğer tarafı yenmesi değil; bütün tarafların aynı ülkenin geleceğini birlikte kazanabilmesidir.

Siyaset yeniden değerlerle buluşmadıkça, kazananlar değişecek; fakat kaybeden hep toplum olacaktır.


Saygılarımla...