Dünyanın merkezinde insan vardır. İnsanın merkezinde ise sevgi…

İnsanın içinden sevgiyi çekip aldığınızda geriye yalnızca yaşayan bir beden kalır. Kalbi atan, nefes alan, konuşan ama gönlü susmuş bir insan… Çünkü insanı insan yapan yalnızca aklı, bilgisi, gücü ve sahip oldukları değildir. İnsan, en çok sevdiği zaman insandır.

Sevgi, insanın içinden dışarıya doğru yayılan görünmez bir ışıktır. Kendisinden beslenir, kendisini çoğaltır. Bir kandil gibi düşünün, yandıkça eksilmez, aksine etrafını aydınlatır. Bir gönül başka bir gönle değdiğinde karanlık biraz daha çekilir.

Belki de insanlığın en büyük yanılgısı burada başlıyor: Mutluluğu dışarıda arıyoruz.

Daha çok para, daha büyük ev, daha yüksek makam, daha fazla mal, daha fazla şöhret…

Daha, daha, daha…

Oysa insanın sahip oldukları çoğaldıkça yoksulluğunun farkına vardığı zamanlar vardır. Bir ev daha alır, daha büyük bir eve ihtiyaç duyar. Bir servet biriktirir, daha fazlasını ister. Makam yükseldikçe gözünü bir üst makama diker. Elindeki çoğaldıkça gönlündeki eksikliği daha fazla hisseder.Çünkü bazı boşluklar parayla doldurulmaz.

Bazı yoksullukların cüzdandan ziyade, gönülde olduğunu anlamak gerekir.

İnsan, sahip olamadıklarına bakarak kendisini yoksul sayar. Oysa dünyanın en ağır yoksulluğu, cebin boşluğu değil gönlün sevgisizliğidir.

Sevememek…Sevmeyi bilememek…Sevildiğini anlayamamak…

İnsanın kendisine de başkalarına da yapabileceği en büyük kötülüklerden biridir.

Çağlar boyunca insanların birbirleriyle savaşmalarının, birbirlerini öldürmelerinin, birbirlerinin hayatını karartmalarının altında sadece çıkar hesapları yoktur. Bir yerlerde eksilmiş, unutulmuş, yaralanmış bir sevgi de vardır.

İnsan, karşısındakini insan olarak görebildiği gün öldürmekten vazgeçer.Çünkü sevgi, önce bakışı değiştirir.

Sevgiyle bakan göz, karşısındakini yabancı görmez. Bir insan görür. Bir annenin evladını, bir çocuğun geleceğini, bir yaşlının hatıralarını, bir yüreğin taşıdığı görünmez yaraları görür.

Sevgi, insanın gözlerine başka bir göz, gönlüne başka bir gönül verir.

Bu yüzden sevgi sadece duygu değil, bakış biçimi, yaşayış biçimihatta bir ahlâk biçimidir.

Sevgiyle bakarsanız başka türlü görürsünüz.

Sevgiyle dinlerseniz başka türlü duyarsınız.

Sevgiyle dokunursanız başka türlü hissedersiniz.

Sevgiyle konuşursanız kelimelerinizin bile sesi değişir.

İnsan bazen bir sözüyle gönül kurar.Bazen de teksözüyle bir gönlü yıllarca taşıyacağı yaraya dönüştürür. Dil, gönlün kapısından çıkan misafirdir. Gönül güzelse söz de güzelleşir.

İşte eğitimden söz ederken en büyük eksikliğimiz de budur.

Çocuklara matematiği, fiziği, tarihi, yabancı dilleri öğretiyoruz. Dünyayı anlamaları için binlerce bilgi veriyoruz. Ama onlara insanları sevmeyi yeterince öğretemiyoruz.

Oysa eğitimin en büyük başarısı, çok bilen insan yetiştirmekten ziyade bildiğini insanlığın hayrına kullanabilen insan yetiştirmektir.

İnsanın diploma sayısı onun ne kadar insan olduğunu göstermez.Bir insanın makamı, serveti, şöhreti de…

Bazen hiçbir şeyi olmayan insan, gönlünde taşıdığı sevgiyle dünyanın en zenginiolur.Bazen de dünyanın bütün hazinelerine sahip biri, gönül sıcaklığından mahrum olduğu için yoksulların en yoksuludur.

İnsan, sahip olduklarından çok sevebildikleriyle zengindir.

Sevginin en güzel tarafı da budur: Paylaştıkça azalmaz.

Ekmeği bölerseniz azalır. Parayı paylaşırsanız cebinizdeki miktar eksilir. Bir malı verirseniz artık o mal sizin değildir.Ama sevgiyi verdiğinizde sevginiz azalmaz.Tam tersine çoğalır.

Bir çocuğun başını okşarsınız, eliniz boş kalır ancak gönlünüz zenginleşir. Bir yaşlının hâlini sorarsınız, cebinizden hiçbir şey çıkmazama onun yüzünde bir tebessüm belirir. Dostunuzun derdini dinlerseniz, derdiniz artmaz, aksine iki gönül arasında görünmez bir köprü kurulur.

Sevgi böyle bir zenginliktir.Paylaştıkça çoğalan, bölündükçe büyüyen, verildikçe eksilmeyen bir varlık…Bu yüzden sadece insanı değil hayatı bir bütün olarak sevmeyi öğrenmeliyiz.

Kurdu, kuşu, ağacı, dağı, taşı, toprağı, suyu…

Bir pınarın başında durup suyun sesini dinlemeyi bilmeyen insan, kendi gönlünün sesini de duyamaz. Bir ağacın gölgesine sığınıp onun sessiz iyiliğini fark etmeyen insan, iyiliğin ne olduğunu unutmaya başlar.

Oysa tabiat bize sevgiyi öğretir.Ağaç, meyvesini sorarak vermez.Güneş, ışığını seçerek göndermez.Yağmur, hangi toprağın kendisini hak ettiğini hesaplamaz.

Su, yolunu bulduğunda akar.Sevgi de böyledir.

Hesap yapmaz.Karşılık beklemez.Kendisini verdiği yerde hayatı çoğaltır.

İnsanın huzura ve mutluluğa ulaşması belki de sandığımız kadar uzak değildir. Bunun için önce içimizdeki sertliği yumuşatmamız gerekir. Kırgınlıklarımızı biraz olsun bırakmak, öfkemizin sesini kısmak, insanlara yeniden güvenmeyi denemek gerekir.

Çünkü sevgisizlik başkalarından çok, önce sahibini tüketir.Kin taşıyan insan, yükü başkasının sırtından ziyade kendi yüreğine yükler.Kıskançlıkla yaşayan insan, başkasının mutluluğunu değil kendi huzurunu kaybeder.Nefret eden insan, karşısındakini cezalandırdığını sanırken kendi gönlünü karartır.

Sevgisizlik, insanın başkasına açtığı yaradan önce kendi ruhunda açtığı yaradır.

İşin en güzel tarafı şudur:

Bu derdin çaresi yine insanın kendisindedir.Bir yerlerde aramaya gerek yoktur.Gönlün kapısını biraz aralamak yeter:

Bir selam vermek, gönül almak,özür dilemek, teşekkür etmek…Bir çocuğun gözlerinin içine bakmak…Bir yaşlının elini tutmak…Bir dostun sessizliğini fark etmek…

Bazen insanın bütün hayatını değiştiren şey, büyük olaydan çok,küçücük bir sevgi hareketidir.

Bir tebessüm…Bir güzel söz…Bir “Nasılsın?” …Gerçekten sorulmuş bir “Nasılsın?”

İşte çağımızın en büyük ihtiyacı budur: Birbirimizin hâlini gerçekten sormak.

Çünkü insan kalabalıkların içinde yalnızlaşıyor, teknolojiyle birbirine yaklaşmış görünürken gönülden gönüle olan mesafeler büyüyor.

Dünyada iletişim araçları çoğalıyor. Ancak insanların birbirini gerçekten dinleme sabrı azalıyor.

Sesimiz uzaklara ulaşıyor ama bazen en yakınımızdaki insanın kalbine dokunamıyoruz.

İşte burada sevgi yeniden insanın imdadına yetişiyor.Sevmek, insanı yeniden insana yaklaştırıyor.Gönülden gönüle uzanan yolları yeniden açıyor.

Belki de insanlığın bütün büyük meselelerini bir anda çözemeyiz. Savaşları hemen bitiremeyiz, dünyadaki bütün haksızlıkları bir günde ortadan kaldıramayız. Fakat kendi çevremizde sevgiyi çoğaltabiliriz.

Bir kişiye iyi davranabiliriz.Bir gönlü incitmekten sakınabiliriz.Bir kırgınlığı sona erdirebiliriz.Bir insanın hayatına küçük de olsa bir ışık bırakabiliriz.

İşte dünya böyle değişir.

Büyük değişimler bazen büyük sözlerden çok, küçük iyiliklerle başlar.

Sevgiyle bakmak…Sevgiyle görmek…Sevgiyle duymak…Sevgiyle dokunmak…Sevgiyle konuşmak…Sevgiyle yaşamak…

İşte hayatın gerçek zenginliği budur.

Sonunda insanın yanında götürebildiği malı, makamı, şöhreti değil,gönlünde biriktirdiği sevgidir.

İnsan dünyaya sahip olmaktan ziyade dünyaya bir gönül bırakmak için gelir.

Belki de hayatın bize sorduğu en zor soru şudur:

“Ne kadar kazandın?” değil, “Ne kadar sevebildin?”

Cevabımız, hayatımızın gerçek bilançosudur.

Sevebildiğimiz kadar insanız.Sevgi verebildiğimiz kadar zenginiz.Gönül alabildiğimiz kadar varız.

İnsanın dünyada bıraktığı iz, sahip olduğu şeylerden çok,dokunduğu gönüllerde bıraktığı sevgidir.

Dr. Kemal DENİZ