Allah Teâlâ, Peygamber ve kitap gönderdikten sonra, tercihini ısrarla inkâr yönünde kullananları zorla doğru yola itmez. Bu kişileri, kendi irade ve tercihleriyle baş başa bırakır. Gerçeği araştırıp tercihini, o yönde kullanmaya çalışanlara da yardım ederek onları doğru yola iletir. Bu bakımdan biz, tebliğ kurallarına uygun olarak dinimizi anlatmakla yükümlüyüz.
Çünkü toplumları meydana getiren fertlerdir. Sağlıklı bir toplum yapısı da sorumluluk bilinci taşıyan bireylerin toplumda etkili olmasıyla mümkün olur. Kişinin başkalarına yardımcı olabilmesi her şeyden önce, kendi sorululuklarına dikkat etmesine bağlıdır. O halde, toplum olarak hepimiz birbirimizden sorumluyuz…
Dinimizde. “Nemelazımcılık” ve “yalnız kendini düşünme” anlayışları asla onaylanmaz. Kendisi için arzu ettiği şeyi, din kardeşi için de arzu etmek, hatta din kardeşinin iyiliğini, kendi nefsine tercih etmek kâmil mümin olmanın, bir şartıdır.
“Ben kendimden sorumluyum, başkaları beni ilgilendirmez” diyemeyiz. Örneğin biz, bir gemide yolculuk yapmaktayız. Gemi; makine dairesi, diğer bölümleri, alt ve üst katlarıyla bir bütündür. Geminin herhangi bir yerinde meydana gelen arıza, onun içinde yolculuk yapan herkesi etkiler. Geminin salimen, sahile ulaşması, yapısının her yönden sağlam olmasına bağlıdır.
Bu konuda üzerine düşeni yapan ve kendisini sürekli kontrol eden bir kimse de, yanlış yollara düşmüş insanlardan, zarar gelebileceği kuruntusuna kapılarak aydınlık yola çağrıda bulunma görevini, ihmal etmemelidir.
Bu konuda, Ayette, şöyle denilmektedir. “Ey iman edenler! Siz kendinizi düzeltin, siz doğru yolda olursanız, yoldan sapan kimse size zarar veremez. Hepimizin dönüşü Allah’adır. O zaman Allah, size yaptıklarınızı haber verecektir. (“Maide, 5/105”)
Toplumdaki fitne, kargaşa, düzensizlik ve kötülükler elbirliği ile engellenmelidir. Aksi takdirde, bunun zararı sınırlı kalmaz, hak edenlerin yanında, suçlulara da dokunur. Yani fitnenin ortadan kalkması için ellerinden geleni yapmayanlar, haksızlığa karşı mücadele etmeyenler, kusurlu ve sorumludurlar.
Burada çok önemli bir nokta ortaya çıkmaktadır. Bunda kişinin Allah’a karşı olan sorumlulukları hususunda Peygamber eşi de olsa, bireysel yükümlülüğünün esas olduğu gerçeğidir. Şöyle ki; Toplumumuzda bazı kimseler “benim babam hoca, “benim dedem hacı gibi ifadelerle, kendilerine bir pay çıkarmaya çalışmakta ve böylece sorumluluktan kurtulacaklarını yahut o kimselerin kendilerine bir fayda sağlayacaklarını zannetmektedirler. Ancak bu kesinlikle yanlış bir yaklaşımdır.
Sonuç olarak, ayetlerde ve Peygamber efendimizin ifadelerinde, açıkça belirtildiği üzere bir Peygamber bile olsa, kişi ne oğlunu ne kızını ne de eşini kurtarabilir. Herkes kendi yaptıklarından sorumludur. Bunun için çok kısa olan şu hayatımızı Yüce Rabbimizin Hz. Muhammed’in emir ve yasaklarına uyarak, onların rızasını kazanmaya çalışarak geçirmeliyiz. Çünkü hepimiz bir gün dönüşü olmayan bir yolculuğa çıkacağız. O yolculuğa çıkmadan önce O’nun hazırlıklarını iyi yapmalıyız…