Anadolu’da takılar, 5000 bin yıl önce insanların yerleşik hayata geçtikleri dönemde ölümün sessizliğinde doğdu. Ölen kişinin yakınları, onu son bir kez kutsamak, gittiği yerde huzur duymasını sağlamak, karanlığın kötülüklerinden korumak için mezarına taşlardan, boynuz ve kemiklerden, deniz kabuklarından yapılmış boncuk dizileri, yüzükler ve bilezikler koydular. Onu karşılaşacağı tehlikelerden korumak için başını, ellerini, kollarını, ayaklarını takılarla donattılar. Onları zamanın içinden sessizce geçerken en parlak, en göz alıcı madenlerle, çeşitli taşlarla bezediler. Hatta yaşarken kullandığı eşyalarını uyandığında kullanması için mezarına bıraktılar. O çağda takılar, insanların sadece yaşarken değil öldükten sonraki yaşamlarında da kullanacakları nesneler olarak düşünülüyordu.

Malatya kadınının takılarında göz alıcılık ön plandadır. Tepelik, oyalı yazma, poşu, izar, alınlık, zülüflük, penez ve diğer takılarla birlikte başa bağlanırdı. Başa giyilen feslerin alın kısmına irili ufaklı altınlar dizenler vardı.
Çeşitli biçimlerde işleme teknikleriyle altın veya gümüşten yapılmış, boyuna takılan gerdanlıklar, kolyeler, madalyonlar yaygındı. Muskalık, zülüflük, alınlık, kemer gibi takılar da kullanılıyordu. Ayrıca altından ve gümüşten yapılmış kollara ve bileklere takılan bilezikler, hal hallar ile parmaklara ve kulaklara takılan yüzükler ve küpelere hemen hemen her yaşta kadında rastlanırdı. Burnuna gümüşten yapılmış hızma takanlara da rastlanırdı. Üzeri renkli taşlarla süslenmiş yakalıklar (broşlar), boncuklu kolyeler çok yaygındı. Siyah ve beyaz renkli inciden oluşan gerdanlık ve bileklikler gözdeydi. İnci, gümüş ve altın ile işlenerek süs ve takı eşyası olarak sarraflarda bulunurdu. İnsanlar ekonomik düzeylerine göre bu takıları satın alırlardı. Mercandan yapılmış takılara da sıkça rastlanırdı.

Bazı kadınların sadece kendilerine ait süslenme malzemesi olan kokulukları, sürmedanlıkları vardı.
Kemik, fildişi, şimşir ve gümüşten yapılmış çeşitli taraklara her evde rastlanırdı. Plastik taraklar henüz yayılmamıştı ve zaten tercih edilmezdi. Tarakların üzerinde hilalin içine konmuş kuş figürleri bulunurdu.
Kadınlar arasında simli, taşınabilen aynalar kullanılırdı. Erkekler ise, yakın zamanlara kadar yuvarlak, avuç içine sığacak büyüklükte ve cepte taşınabilen, arkasında horoz resmi bulunan aynaları yanlarında bulundururlardı.
Malatyalı bazı kadınlar, üzerlerinde kötülüklerden korunmak için muskalık taşırlardı. Bu tür muskalıkların içinde yazılmış ayetler bulunmaktadır. Muskalıkları gerdanlık gibi boyunlarına takarlardı. Para pullarıyla, penezlerle birleştirdikleri muskalıkları kullananlara da rastlanır.

Erkekler arasında boyuna takılan üçgen biçiminde muskalar yaygındı. Hamaylı ve pazubent olarak, taşıyan kişiyi kötülüklerden koruduğuna inanılan dualıklar kullanılırdı.
Malatyalı kadınların bilekliklerinde akik taşı kullanılmıştır. Akik taşının sağlığa iyi geldiğine inanılmaktadır.
Kolyelerde muska modellerinin dışında damla motifleri görülmektedir. Küpelerde çiçek motifleri ve penezler kullanılmıştır. Eskiden yapılmış su damlası şeklinde ve hap modelleri de Malatya’ya özgü birer işlemedir.
Malatya’da geleneksel kadın kıyafeti, kişinin yaşına, içinde bulunduğu sosyo-kültürel ve ekonomik statüye,dini inançlara, yaşadığı çevreye göre değişiklikler gösterir.
Yaşlı kadınların kıyafetinde baş bağlama ve süsleme biçiminde fesin üzerine konulan bakır ve gümüşten yapılmış tepelik bulunur. Fesin üzerinden aşağı sarkıtılan uzun beyaz dolağın bele kadar uzandığı görülmektedir.
Gerdanlık, zülüflük ve kemer gibi takıları, bazı yaşlı kadınlar kullanır bazıları kullanmazlar. Yaşlı kadınlar, bellerine kemer yerine daha çok kuşak sararlar.
Genç kadınların ve gelinlerin kıyafetinde başa takılan fesin üzerinde gümüşten yapılmış bir tepelik bulunur. Bazı genç kadınlar ve gelinler ise, taç takarlar. Taç, savatlı veya telkâri tekniğiyle yapılmış; kenar uçlarında gümüş ya da altın parçalar bulunan bir takıdır.
Tepeliğin üzerine atılan uçları iğne ya da boncuk oyalı yazmanın bir ucunu boynuna dolar, geriye kalan kısmını ise bele kadar sarkıtırlar. Bellerine ise, gümüş kemer bağlarlar.
Yazmalar, tülbentler ve dolaklar, geleneksel kadın kıyafetinin ayrılmaz bir parçasıdır. Kadınlar, buna mutlaka dikkat ederler ve kalabalık ortamlara başı açık bir biçimde girmezlerdi. Hatta bu başörtülerinin renkleri bile çevredekilere bir mesaj vermektedir. Genç kız ve gelinler, pembe, kırmızı, sarı, yeşil renkte iğne oyalı yazmalar takarlar. Yaşlı kadınlar ise, genellikle beyaz renkli tülbentleri tercih ederler.

Takılar, yelek, kuşak, şalvar, etek, kutnu kumaştan dikilen üç etek, kadife veya basma kumaştan yapılan entari, zıbın, ayakkabı, yemeni, terlik gibi giyeceklerle uyumlu bir biçimde kullanılır.
Karşıdan bakıldığında bir kadının evli veya bekar mı, nişanlı veya gelin mi olduğu giyim kuşamından, kılık ve kıyafetinden anlaşılabilirdi. Yaşlı ve orta yaşlı kadınlar; genç kızlar ve gelinler buna dikkat ederek kıyafetlerini seçerek giyerlerdi.
Günlük hayatın akışı içinde ve bağda bahçede çalışma sırasında giyilen kıyafetler oldukça sadedir. Düğünlerde, sünnetlerde, bayramlarda ve özel günlerde daha gösterişli ve canlı renklerdeki kıyafetler tercih edilirdi. Cenaze törenlerinde ve yas tutulan günlerde ise daha sade, siyah renkli kıyafetler kullanılırdı.
Günümüzde geleneksel kıyafet ve takılar, halk oyunları gösterilerinde geçmişi yaşatmak amacıyla sergilenmektedir.
Ayrıca bu yöresel takıların bazıları, aile büyükleri tarafından kızlara ve gelinlere hediye edilerek aile yadigarı olarak korunmaktadır.
Erkeklerin kullandığı takılardan söz edersek: Köstekli cep saatleri, altın ve gümüş yüzükler, bileklikler, gümüş tütün ve sigara tabakaları, gümüş, kehribar, kuka, gül ağacından imal edilmiş ağızlıklar, çeşitli çakmaklar ve tesbihler başta gelir.

Özellikle tesbihlerde, kehribar, kuka ve Oltu taşı olanlar gözdedir.