İnsanlar zaman ve söz kavramını hor kullanmaktan çekinmezler. Nedense zaman ve sözü kullanırken müsrif olabiliyorlar. Hâlbuki su gibi akıp geçen zamanı durdurmanın veya geri getirmenin asla çaresi yoktur.
Bazı fantezi filmlerde zaman tüneli-zaman makinesi kavramlarının kullanıldığını görürüz. Bu filmleri gerçek hayata taşıma uğraşları her zaman kafaları meşgul etmiştir. Bilim adamlarının da bu çalışmaları; insanların hep özlem duydukları, geriye giderek "keşke" leri ortadan kaldırmak isteklerine dayalı gayretlerdir.
Hepimizin hayatının bir köşesinde her zaman “keşke” ler bulunur. Yakınlarımız ya da tanıdıklarımız, önem verdiğimiz insanlar için hayata erken veda ettiklerini düşünüyorsak, “keşke 5–10 sene daha yaşasaydı” dediğimiz olmuştur. Ama çaresiz bu durumu kabullenmek zorunda olduğumuzun bilincindeyiz.
Zamanı durdurmak ya da zamanda geriye dönmek mümkün olsaydı neleri neleri değiştirmek isterdik. Kendi kendimizle yalnız kalabilsek bu konuda neler düşünürdük. Ama akan zamanı durdurmak, geri getirmek mümkün değil. İşte o zaman “Şimdiki zamanı” doğru değerlendirmenin önemi ortaya çıkmaktadır.
“Dün dündür cancağızım, bugün artık yeni bir gün. Yeni şeyler söylemek lazım.”diyen Mevlana da “daima şimdiki zamanın” yaşanması gerekliliğini vurgulamıyor mu?
Bir insanın ömrü kendisi için uzun zaman dilimi sayılabilir. Ancak insanlık tarihi içerisinde bakıldığında bu zaman dilimi kısa bir anı ifade eder. Yakın zaman sayılabilecek dönemde, pişman olarak değiştirebilmeyi isteyeceğimiz birçok olay yaşanmıştır. Hayat boyunca insanlık tarihinde, insanlar adına kırılma noktası sayılabilecek "olmasaydı" dediğimiz pek çok olayın örneklerini görmek mümkündür.
Zaman içerisinde geri giderek bunları ortadan kaldırma düşüncesi, birçok insanın aklından geçer, ancak mümkün değildir. Bu konuda ki bilimsel çalışmalar zaman tüneli-zaman makinesi çerçevesinde fantezi olmaktan öteye gitmediğini biliyoruz.
Geçen zaman gibi ağızdan çıkan sözü de geri almak mümkün değildir. Bu nedenle sözü yerli yerinde ve doğru kullanan insanların hayatta başarılı olduğunu görürüz. “Söz kılıçtan keskindir” atasözü eskimeden değerini korumaktadır.
Yunus Emre:
“Söz ola götüre başı
Söz ola bitire savaşı
Söz ola ağulu aşı
Yağ ile bal ede bir söz”
dediği dörtlüğünde söz hem baldır, hem zehirdir. Söz bazen başı götürür, bazen savaşı bitirir.
Ağızdan çıktıktan sonra sözün geri alınıp değiştirilmesi mümkün değildir. Artık söz hedefini bulmuştur. Bu nedenle sözün iyi-güzel-doğru kullanılması gerekir.
Olumsuz konuşarak çevremizdeki insanları kırmak, hem akan zamanı hem de ağızdan çıkan sözü kötü kullanmak değil midir? Yaşamımız boyunca zamanın ve sözün iç içe olduğunu göz ardı etmemek gerekir. Zaman ve söz yeryüzündeki en pahalı varlıklar olmasına rağmen dikkat etmeden harcadığımız kavramlardır. Bu değerli varlıkları mirasyediler gibi kullanmak alışkanlığını insanlar ne zaman terk eder, bilemem.
Zaman ve söz arasındaki bu ilişki nedeniyle “daima şimdiki zamanın” doğru yaşanması önem kazanmaktadır. Çünkü nefes alışımızdaki an ile ağzımızdan çıkan söz daima şimdiki zaman kavramı içerisinde değerlendirilirken -bir an önce söylenmiş söz - geçmiş zaman durumuna düşer. Eğer dikkatli hareket edilmez ise telafisi zor ve üzücü sonuçlar doğurabilir.
Bizler de “şimdiki zamanı” iyi değerlendirmeli ya da iyi değerlendirme yollarını bulmak için çaba göstermeliyiz. Çevremize baktığımız zaman “şimdiki zamanı” iyi değerlendirenlerin daima başarılı ve mutlu olduğunu görmekteyiz.