Yeni eğitim-öğretim yılı başladı. Milyonlarca öğrenci için ders zili çalarken, ne yazık ki veliler, öğretmenler ve öğrenciler için başka bir zil daha çalmaya başladı: Sorunlar zili...
Her yıl olduğu gibi bu yıl da okulların açılmasıyla birlikte eğitimden çok eğitimin çevresinde oluşan sorunları konuşmaya başladık. Servis ücretleri, kırtasiye masrafları, okul kıyafetleri, güvenlik endişeleri, kalabalık sınıflar ve nihayetinde diplomalı işsizler...
Bir çocuğu okutmanın bedeli artık sadece fedakârlıkla ölçülemeyecek kadar ağır. Dar gelirli aileler için okulun açılması, neredeyse yeni bir ekonomik yük sezonunun başlaması anlamına geliyor. Defter, kitap, çanta, ayakkabı derken aile bütçesi daha okulun ilk günlerinde alarm vermeye başlıyor. Hele birden fazla çocuğu okuyan ailelerin yaşadığı sıkıntıyı anlamak için rakamlara bile gerek yok; mutfaktaki eksilmeye bakmak yeterli.
Bir başka önemli sorun ise öğrenci servisleri...
Veliler çocuklarını güvenle okula gönderme telaşındayken, hem servis ücretleri hem de servis güvenliği ayrı bir tartışma konusu oluyor. Her yıl yaşanan kazalar, denetim eksiklikleri ve fahiş ücretler, velilerin endişesini artırıyor. Çocuğunu okula göndermek isteyen aile, adeta “Hem cebim dayanacak mı, hem çocuğum güvende olacak mı?” sorusuyla baş başa kalıyor.
Ancak mesele sadece okul yoluyla da sınırlı değil.
Okulun kendisi ne kadar güvenli?
Son yıllarda okullarda şiddet, akran zorbalığı, bağımlılık riski ve çeşitli güvenlik sorunları toplumun ciddi endişeleri arasında. Öğrencinin kendisini güvende hissetmediği bir okulda eğitimden beklenen verimi almak mümkün mü?
Bir çocuk okul kapısından içeri girerken korku değil, umut taşımalıdır.
Öğretmen ders anlatırken sadece müfredatı yetiştirmeyi değil, öğrencinin ruh halini de düşünmek zorunda kalmamalıdır. Veliler çocuklarını sabah okula bırakırken akşam sağ salim ve mutlu bir şekilde eve döneceğinden emin olabilmelidir.
Fakat eğitim sistemimizin belki de en büyük ve en acı sorusu şudur:
Okuyan neden işsiz kalıyor?
Yıllarca süren eğitim...
İlkokul, ortaokul, lise, üniversite...
Ardından diplomalar, sertifikalar, kurslar ve sınavlar...
Peki sonra?
İş arayan gençler...
KPSS kuyrukları...
Mülakat belirsizlikleri...
“Tecrüben var mı?” sorusuyla başlayan kapılar...
Ve sonunda diplomalı işsizlik.
Bir gencin yıllarca okuyup, ailesinin tüm imkânlarını tüketip, mezun olduktan sonra iş bulamaması sadece ekonomik bir sorun değildir. Bu durum aynı zamanda umutların tükenmesidir.
Bugün gençlerimize “Okuyun, geleceğinizi kurtarın” diyoruz.
Ama yarın o genç mezun olduğunda karşısına “İş yok” gerçeğini çıkarıyoruz.
O halde gençler haklı olarak soruyor:
“Madem sonunda işsiz kalacaktım, bunca yıl neden okudum?”
İşte eğitim sistemimizin üzerinde en çok düşünmesi gereken soru belki de budur.
Eğitim, sadece diploma dağıtan bir mekanizmaya dönüşmemelidir. Eğitim; üreten, düşünen, sorgulayan, beceri kazanan ve hayatın içinde karşılığı olan bireyler yetiştirmelidir. Üniversite sayısını artırmak kadar, mezunların ne yapacağını planlamak da önemlidir.
Her üniversite diploması bir umut belgesi olmalı, işsizlik belgesi değil.
Yeni eğitim-öğretim yılı başladı.
Çocuklarımız sınıflara girdi.
Öğretmenler tahtanın başına geçti.
Veliler büyük fedakârlıklarla çocuklarını okula hazırladı.
Ancak unutmayalım...
Eğitim sadece okul kapısından girip ders görmek değildir.
Eğitim; çocuğun güvenliğidir.
Eğitim; ailenin ekonomik gücüdür.
Eğitim; fırsat eşitliğidir.
Eğitim; mezuniyet sonrası umutla hayata bakabilmektir.
Eğer bir aile çocuğunu okula gönderirken ekonomik kaygı taşıyorsa...
Eğer bir öğrenci okulda kendisini güvende hissetmiyorsa...
Eğer bir genç yıllarca okuyup işsiz kalıyorsa...
Ortada sadece öğrencilerin değil, hepimizin çözmesi gereken büyük bir sorun var demektir.
Yeni eğitim yılı elbette hayırlı olsun.
Ama artık sadece “Okullar açıldı” demek yetmiyor.
Şunu da sormamız gerekiyor:
Acaba sorunlara çözüm üretebildik mi?
Çünkü görünen o ki...
Bu yıl okullarla birlikte sorunlar da yeniden ders başı yaptı.
İyi olur temennileri ve saygılarımla...