Ahlak, insanda oluşması özlenen ve istenen yüksek ruhi ve manevi vasıfların, olumlu yeteneklerin ortak ifadesidir.

İnsan, bu vasıfları kendisinde en doğru ve en ileri bir şekilde nasıl geliştirebileceği hususunda bazı bilgilere muhtaçtır ki, ahlak ilmi bu ihtiyacı karşılamayı amaçlar.

Öte yandan, insanda bir kısım yüksek vasıf ve kabiliyetlerin sırf yetenek ve güç halinde bulunması yeterli değildir.

Bu vasıfların insanı “hayra” yöneltmesi ve “şer”den uzaklaştırması beklenir. Fakat insan hayır-şer, erdem- erdemsizlik gibi kavramları ve bu kavramlarla ifade edilen tutum ve davranışları bilmezse bu konuda hatalara düşmesi kaçınılmazdır.

İşte insan, fiillerin değerleri konusunda isabetli hükümler verebilmek ve doğru seçimler yapabilmek içinde ahlak ilmine muhtaçtır.

Bu nedenle ahlak insan yaradılış icabı diğer canlılarla birçok özellikte benzeşir. İnsan canlı mahlûklardan ayıran en önemli en önemli vasıflardan biri de ahlaktır.

Ahlak hafife alınacak bir mesele değildir. Kâinatta insanın etrafını bozmadan ve kendisi de dejenere olmadan yaşayabilmesi ve huzurlu olabilmesi ahlakla mümkündür.

Peki, biz ahlaklı, terbiyeli, terbiyesiz, edepli, edepsiz dediğimizde neyi kastederiz?

Hemen hemen birçoğumuzun bu hükümleri vermesindeki en önemli rolü kendisine çirkin gelen yahut güzel gelen şeyleri değerlendirmesinden ibarettir. Hâlbuki iş bununla sınırlı değildir.

Ahlak; canab-ı Hakk’ın insana lütfettiği, insanca ve kul olarak takınması gereken ilahi bir elbisedir.

Özellikle şunu belirtmek gerekirse, bir insanın kendisini değiştirmesi yani güzel bir ahlaka sahip olması mümkündür. Güzel bir ahlaka sahip olmak; kişinin gayreti, duası ve çabalarıyla mümkün olabilecek bir şeydir.

Eğer insan bazı davranışlarından, hal ve hareketlerinden rahatsızsa değişim geçirmesi ve bazı huylarını terk etmesi olasıdır.

Yani ben böyleyim değişemem! Demek doğru değil. Öyle ise kişi değişmek için, kötü ahlakın olumsuzluklarını ve bunun sonucunda dünya ve ahrette ceza olacağını bilmek.

Kızgınlıktan uzaklaşıp sabırlı olmak, aceleci davranmaktan sakınıp kendini dikkatli ve ağırbaşlı karar vermeye alıştırmak.

Güzel ahlaklı insanlarla oturmak ve kötü ahlaklı insanlardan uzak durmak. Nefsini güzel ahlaka alıştırmak ve bu konuda sabır göstermek.

Nefsin derinliklerinden köpüre köpüre gelen öfke selini durdurmak, bir adım daha öteye giderek kusur işleyeni bağışlamak büyük bir fazilettir.

Şahsına karşı yapılan kabalıklara tahammül etmek, insanların hatalarını hoş görmek üstün ahlak sahiplerinin yapabileceği bir büyüklüktür.

Güzel ahlaklı saf, içten ,sade, temiz davranışlar sergiler. Susmasını ve dinlemesini bilir. Sabırlıdır, çalışkandır, affeder, doğruyu konuşur, güler yüzlü, tatlı dillidir. Kimseyi üzmez ya da üzmemeye özen gösterir. Lanet okumaz hoşgörü sahibidir.

Şükretmeyi, karşılıksız iyilik yapmayı bilir. Başkalarının ayıp ve kusurlarını dile getirmez, ama kendi ayıp ve kusurları yok etmek için azami çaba gösterir.

Her daim daha iyi ve doğru olmanın yollarını düşünür. Güzel ahlaklı kişi yalnız insanlara değil tüm canlılara sevgi, merhamet, anlayış gösterir. Dedikodu yapmaz, yapanları usulünce uyarmaya çalışır. Başarılı olamazsa ortamda uzaklaşmayı yeğler.

Sevgili okurlarım; Kısaca, yazımı Mevlana’nın şu güzel sözüyle bitirmek isterim.

Bütün cihanı araştırdım, güzel ahlaktan daha üstün bir liyakat bulamadım.

Sağlıklı, mutlu ve başarılı günler dileğiyle…