Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en karanlık, en utanç verici sayfalarından biri olan 28 Şubat "postmodern" darbesinin üzerinden tam 29 yıl geçti.

Rakamlar, o dönem yaşanan kıyımın sadece soğuk birer özeti: 70 bine yakın insan gözaltına alındı. 20 bin öğrencinin eğitim hakkı elinden alınarak çeşitli cezalara çarptırıldı. 12 binden fazla devlet memuru ya görevden alındı ya da sürüldü. 70'e yakın sivil toplum kuruluşu kapılarına kilit vurulurken, 80 bin kişi işinden, ekmeğinden edildi.

Milletin kendi iradesiyle seçtiği iktidar hedef alındı, Refah Partisi kapatıldı. Ancak tüm bu istatistiklerin ötesinde, asıl tahribat kalplerde, evlerde ve sokaklarda yaşandı.

Hedef Tahtasındaki Şehir: Malatya

Darbe zihniyetinin, inançları ve değerleri uğruna yaşayan insanları nasıl bir "iç düşman" olarak gördüğünü en acı tecrübe eden şehirlerin başında hiç şüphesiz Malatya geliyordu. Malatya'nın muhafazakar ve dik duruşlu kimliği, vesayetçilerin ilk hedef tahtasına koyduğu kalelerden biriydi.

O karanlık günlerde Malatya caddelerinde yürütülen tanklar, sadece soğuk asfaltı değil, doğrudan halkın iradesini, inancını ve geleceğini ezmeyi amaçlıyordu. Üniversite kapılarına kurulan utanç barikatları, inancı gereği başını örten genç kızların yerlerde sürüklenerek gözaltına alınması ve uydurma delillerle zindanlara atılan dindar kesim... Hepsi bu kentin hafızasına silinmez bir "kara leke" olarak kazındı.

Akpınar Meydanı'nda Şanlı Bir Direniş

"28 Şubat bin yıl sürecek" diyerek millete parmak sallayanlar, Malatya halkının iradesini hesaba katmamıştı. Üniversite kapılarında başlayan haksız yasaklar ve zulüm, kısa sürede Malatya sokaklarında eşine az rastlanır, devasa bir sivil direnişe dönüştü.

Binlerce Malatyalı, haksızlığa ve zulme boyun eğmemek için Akpınar Meydanı'na akın etti. Ellerinde silah değil, sadece haklılıklarının verdiği güç vardı. Ancak barışçıl eylemlere panzerlerle, özel harekât timleriyle, acımasızca müdahale edildi. Malatya sokakları bir anda savaş alanına çevrildi.

Bin Yıl Sürmedi Ama Acısı Taze

Müslümanlara hayatı zindan etmeyi, bir iç savaş çıkararak ülkeyi kan gölüne çevirmeyi amaçlayan o karanlık eller, milletin feraseti ve direnişi sayesinde hüsrana uğradı. Kibirle haykırdıkları o "bin yıllık" vesayet rüyası gerçeğe dönüşmedi. Ancak yarattıkları o derin tahribat, gasp edilen gençlikler ve yıkılan hayaller, aradan geçen 29 yıla rağmen Malatya'nın ve Türkiye'nin hafızasında dün gibi taze.

Bugün bize düşen, Akpınar Meydanı'ndaki o dik duruşu unutmamak ve unutturmamaktır. Çünkü iradesine sahip çıkmayan milletler, tank paletlerinin altında ezilmeye mahkumdur.