Sabah uyanıyoruz, telefon elimizde. Daha kahvaltı sofrasına oturmadan bir “son dakika” düşüyor ekranımıza. Bir tartışma, bir polemik, bir linç kampanyası… Akşama doğru başka bir başlık, ertesi gün bambaşka bir kriz. Üç gün önce herkesin hararetle konuştuğu mesele bir anda buharlaşıyor; yerini daha yüksek sesli, daha kışkırtıcı, daha bölücü bir başka “gündem” alıyor. Ve biz, farkına bile varmadan, yapay gündemlerin içinde nefessiz kalıyoruz.

Gerçek sorunlarımız duruyor aslında yerli yerinde. Hayat pahalılığı, gençlerin gelecek kaygısı, eğitimde nitelik meselesi, adalet arayışı, şehirlerin plansız büyümesi, üretim eksikliği… Bunlar sabah akşam hayatımızı etkileyen, çözüm bekleyen somut meseleler. Ama konuştuğumuz şeyler çoğu zaman bunlar değil. Birinin söylediği bir cümle, sosyal medyada kesilip biçilen bir video, büyütülmüş bir gaf, yapay bir tartışma haftalarca ekranları işgal edebiliyor.

Peki bu nasıl oluyor?

Çünkü gündem artık kendiliğinden oluşmuyor; üretiliyor. Algoritmaların yönettiği bir çağda yaşıyoruz. Duygularımızı harekete geçiren, öfke ve korku uyandıran içerikler daha hızlı yayılıyor. Sakin ve makul bir analiz, bağıran bir başlığa yeniliyor. Bu yüzden de “ne kadar sert, ne kadar kışkırtıcı, ne kadar uç” ise o kadar görünür oluyor. Yapay gündem dediğimiz şey tam da burada devreye giriyor: Toplumu meşgul etmek, dikkati dağıtmak ya da bir tartışmayı başka bir tartışmayla bastırmak.

Gündem bombardımanı altında zihinsel bir yorgunluk yaşıyoruz. Her gün yeni bir kriz, yeni bir cephe. Bir bakıyoruz sanat üzerinden tartışıyoruz, ertesi gün spor üzerinden, sonra bir televizyon programı, bir reklam, bir sosyal medya paylaşımı… Asıl konuşmamız gereken başlıklar arka plana itilirken, enerjimizi tali meselelerde tüketiyoruz.

Yapay gündemlerin en büyük zararı, toplumsal dikkati parçalamalarıdır. Çünkü dikkat, en kıymetli kaynağımızdır. Neye odaklanırsak, oraya enerji veririz. Sürekli değişen, köpürtülmüş başlıklara odaklandıkça gerçek meselelerin çözümüne ayıracak zihinsel alanımız daralıyor. Bir süre sonra da “zaten her şey aynı” diyerek umutsuzluğa kapılıyoruz. İşte bu da ikinci tehlike: Duyarsızlaşma.

Her gün bir tartışma, her gün bir kriz gördüğümüzde, en ciddi meseleler bile sıradanlaşmaya başlıyor. Tepki eşiğimiz yükseliyor. Olan biteni takip edemez hale geliyoruz. Bir süre sonra da ya tamamen içine çekiliyor ya da sadece kendi yankı odamızda konuşmaya başlıyoruz. Bu durum, toplumsal kutuplaşmayı daha da derinleştiriyor.

Oysa sağlıklı bir toplum, gündemini bilinçli seçebilen toplumdur. Her tartışmaya atlamayan, her kışkırtmaya kapılmayan, “Bu mesele gerçekten hayatımı ve ülkenin geleceğini etkiliyor mu?” sorusunu sorabilen bir bilinç gerekir. Medyanın, siyaset kurumunun ve kanaat önderlerinin sorumluluğu kadar, birey olarak bizim de sorumluluğumuz var.

Bir haberi paylaşmadan önce durup düşünmek, bir tartışmaya dahil olmadan önce kaynağını araştırmak, sosyal medyada geçirdiğimiz süreyi sınırlamak küçük ama etkili adımlar. En önemlisi de gündem belirleyicisi olmak yerine, gündem seçici olabilmek. Çünkü sürekli tepki veren bir toplum değil; neye tepki vereceğini bilen bir toplum güçlüdür.

Şunu da kabul etmek gerekir: Yapay gündemler sadece “birileri bizi oyalıyor” kolaycılığıyla açıklanamaz. Biz de bu döngünün bir parçasıyız. Tıklıyoruz, izliyoruz, paylaşıyoruz. En sert yoruma daha çok ilgi gösteriyoruz. Sessiz ve derinlikli olana değil, gürültülü olana prim veriyoruz. Talep oldukça arz da sürüyor.

Belki de artık şu soruyu sormanın vakti geldi: Gün boyu konuştuğumuz mesele, beş yıl sonra da hatırlanacak mı? Çocuklarımızın geleceğiyle, ülkenin üretimiyle, hukukun işleyişiyle, eğitimin kalitesiyle ilgili mi? Yoksa sadece birkaç gün sonra yerini başka bir polemiğe bırakacak bir köpük mü?

Gündem bir deniz gibidir. Yüzeyde dalgalar vardır; köpükler, çalkantılar, ani fırtınalar… Ama asıl akıntı derindedir. Biz sürekli yüzeydeki dalgalarla meşgul olursak, derindeki yönü kaçırırız. Yapay gündemler o dalgalardır. Gürültülüdür, dikkat çeker ama kalıcı değildir. Gerçek meseleler ise daha sessizdir; sabır, akıl ve istikrar ister.

Belki de artık biraz yavaşlamak gerekiyor. Her başlığa atlamadan önce bir adım geri çekilmek. “Bu gerçekten önemli mi?” diye sormak. Ve en önemlisi, kalıcı çözümler üretilebilecek başlıklara odaklanmak.

Çünkü bizi boğan sadece gündem değil; seçemediğimiz gündemdir. Nefes almak için önce neyi konuşacağımıza karar vermeliyiz.

Saygılarımla...