Bu ülkede artık yalnızca hava soğuk değil. Ekonomi dondu. Geçim dondu. Dostluklar dondu. Sanat dondu. Hür basın dondu. İyilikler dondu.

Ve en tehlikelisi: Umut, yavaş yavaş buz tutuyor.

Ekonomi dondu çünkü çarklar dönmüyor. Dönüyor gibi yapıyor ama haşır huşur sesler geliyor. Fabrikalar bir bir kapanıyor, dükkânlar ışıklı, pazarlar kalabalık… Fakat kimse gerçekten alışveriş yapmıyor, yapamıyor. Etiketler konuşuyor, insanlar susuyor. Maaş daha cebe girmeden eriyor, kredi kartı limiti hane halkının gerçek geliri haline gelmiş durumda. Enflasyonu TUİK rakamlarla ölçülüyor ama çarşıda, pazarda öyle hissedilmiyor. Rakamlar “artış yavaşladı” diyor, mutfak “yangın var” diye bağırıyor, bağırıyor, bağırıyor.

Geçim dondu çünkü hayatın pahalı olması yetmiyor artık; hayat ulaşılamaz. Bir ailenin ay sonunu getirmesi başarı hikâyesine döndü. Emekli torununa harçlık veremiyor, gençler hayal kuramıyor. İnsanlar geçinmeyi değil, idare etmeyi konuşuyor. “Nasıl yaşarım?” sorusu yerini “Nasıl dayanırım?” sorusuna bıraktıysa, orada sadece ekonomi değil, sosyal düzen de donmuştur.

Dostluklar dondu. Çünkü yoksulluk insanı içine kapatır. Misafirlik lüks oldu, bir çayın hatırı bile bütçe hesabına takıldı. İnsanlar utanıyor, çekiniyor, uzaklaşıyor. Aynı sofraya oturamayanlar, aynı geleceğe nasıl bakacak? Toplum dediğimiz şey, yalnızca aynı coğrafyada yaşamak değildir; paylaşabilmektir. Paylaşım bitince, ilişkiler de soğuyor.

Sanat dondu. Sanatçı geçinemiyor, izleyici bilet alamıyor. Sergi salonları sessiz. Sanat, iktidarların ilk gözden çıkardığı alan olur hep. Çünkü sanat soru sorar, sorgular, ayna tutar, rahatsız eder. Sanat donarsa, toplum da duygusunu kaybeder. Gülmeyi unutan bir ülke, düşünmeyi de unutur.

Hür basın dondu. Dondu çünkü gerçekler çok pahalı, doğrular riskli. Gazetecilik artık haber peşinde koşmak değil, hayatta kalma mücadelesi. Manşetler yumuşak, sorular eksik, cevaplar ezber. Oysa basın donduğunda, halk körleşir. Kör bir toplum, nereye gittiğini bilmeden yürür; uçuruma da böyle varılır.

İyilikler dondu. Çünkü iyilik, bollukta değil, en çok yoklukta gerekir. Ama insanlar kendini kurtarmaya çalışırken başkasını göremez hale geldi. Dayanışma zayıfladı, merhamet yorgun. Oysa bu topraklar en zor zamanlarda imeceyle ayakta kaldı. Bugün iyilik donuyorsa, bu sadece bireylerin değil, sistemin ayıbıdır.

Ama unutulmamalı: Donan her şey çözülebilir. Buz kalıcı değildir. Güneş doğduğunda, en sert kış bile geri çekilir. Bunun için önce gerçeği kabul etmek gerekir. “Her şey yolunda” demekle yol açılmaz. Yol, sorunla yüzleşerek açılır.

Bu ülkenin yeniden ısınmaya ihtiyacı var. Adaletle, emekle, özgürlükle ısınmaya… Ekonomiyi rakamlarla değil, insanla ölçmeye; basını susturarak değil, konuşturarak güçlendirmeye; sanatı lüks değil, ihtiyaç olarak görmeye…

Çünkü bir ülkede ekonomi donar, çözülür. Ama umut tamamen donarsa, işte o zaman bahar çok gecikir.

Saygılarımla...