Bir gün Ulucalık denilen yere gittim. Ulucalığın en büyük tarlası dedemin tarlasıydı o yıllar.
Dedem kendi hakkına düşeni çocuklarına paylaştırmış. Bize de altı dönümlük bir
tarla vermişti.
Biz çocukluğumuzda Malatya merkezde ikamet etmekteydik. Daha sonra
naçizane ben beş yaşıma geldiğim zaman köye göçtük.
O yıllarda şimdiki gibi doğar doğmaz nüfus cüzdanı çıkaran varsa da azdı.
Ancak okula kayıt için veya diploma alırken nüfus cüzdanı çıkarılırdı. Bizim nüfus
cüzdanımızda ilkokul diploması alırken çıkartıldı.
O yıllarda köyde olduğumuz için doğum yerimiz Örü mezrası geçer. İlkokulu
Tahtalı ilkokulunda bitirdim. Yukarıda belirttiğim gibi bir gün davar yaymaya
gittim. Sekiz yaşlarındayım. Davarları ulucalık denilen yere götürdüm.
Mevsimlerde güz mevsimi. Ağaçların yaprakları sararmaya başlamış. Zaman
zaman sararan yapraklar birer birer yere düşüyordu.
Sabahleyin hava açıktı. Güneş vardı. Güneşin sıcaklığı gayet etkiliydi. Öğlenden
sonra mavi gökleri parçalı bulutlar kaplamaya başladı. Göklerde sanki yağmur
damlaları yavaş, yavaş düşüyordu.
İkindi vakitlerinden sonra hava iyice kararmaya başladı. Yani gök yüzünü kara
bulutlar sardı. Damlalar çoğaldı yağmur başladı.
O arada koyunları ağaçların altına doğru sürdüm. Ağaçların dalları sararsa da
henüz tamamen dökülmemişti. Ağaçlar şemsiye gibi koruyordu yağmurdan.
Hem insanları hem de hayvanları.
Koyunlar ıslanmıyordu. Fakat ağacın dibinden bir yere ayrılamıyordum. Sanki
o burcu burcu kokan ağaçlar benimle konuşur gibiydi. Uzaklaşma yağmura
tutulursun diyorlardı. Ara ara şimşek çakıyordu. Yakın yerlere. Gök durmadan
gürlüyordu, sekiz yaşlarında olmama rağmen, bazı işlere gücüm yetiyordu,
akşam saatlerine doğru yağmur durdu.
Yağmur durunca, bende koyunları sürüp Örü mezrasına gittim, köyle
tarlanın arası yaya ortalama bir saatlik yol. Koyunlar ıslanmadan köye yani
evime döndüm. Altmış sekizli yıllarda, bizim köyün tarlalarında meyve olarak
armut, elma, alıç, dut olurdu. Onlar da meyvesini savmıştı o mevsimde. Yer yer
kış armutları vardı.
Bazı tarlalarda iğde ağaçları önümüze çıkardı. Köyün yanı başında söğüt,
kavak ağaçları bulunurdu. O yıllarda kayısı çok azdı. Bahçelerde bir iki kök kayısı
ağacı ancak bulunurdu. Hatta bazı tarlalarda hiç ağaç yoktu ekin biçerken.
Gölgelik yapmak için kuru direk getirip üzerine bez bırakıp gölgelik yapardık.
Bende o yıllarda sekiz dokuz yaşlarımda iyi ekin biçerdim. Eskide beni tanıyanlar
hale anlatır. Ortalama iki kişi kadar ekin biçerdim. Bir günde iki üç dönümün
yerini orakla kolay bir şekilde biçerdim. Elime ellik takardım orakla yorulma
bilmeden ekin biçerdim. Fakat köyde sadece buğday ekmekle geçim sağlamak
zor işti. Benim gittiğim ulucalık denilen tarlada ağaçlar vardı. Armut, alıç, iğde
söğüt derken çeştli ağaçlar vardı tarlanın tam ortasında kaynak pınar ihtişamlı
bir sesle akardı. Etrafta tarlası olan komşular da hayvanlarını getirip bu pınarda
su içirir, kendileri de küplerine su doldurup giderlerdi. İçme suyunu da orada
karşılardı bazı komşular.
Aşağı yukarı bizim Örü mezrasının her semtinde bir kaynak pınar suyu akardı.
Yani abu hayat derdik, kaynak su yerin altından çıkıp gelirdi. Temmuz aylarında
buz gibi olurdu. Öte obada dedemin tarlasının içinde bir kaynak pınar vardı. Örü
mezrasının pınarı tam köyün ortasında kaynak pınar suyu bol buz gibi akar.
Örü mezrası tepenin önüne kurulmuş kartal yuvası gibi bir mezra. Tepenin
önünde sıra, sıra kayalar dizilmiş. Ulucalığın biraz ilerisinde Uzun çayır denilen
yer var onların da kendine ayıt pınarları var.
İnsanlar yerleşim alanı olarak kaynak pınarların olduğu. Tepelerin eteğini
seçmişler. O yıllarda tepe olan yerlerin zemini sağlam olduğu için olsa gerek,
tepe olan yerleri tercih etmişler.
Örü mezrasına ilk yerleşenlerden biri, bana büyüklerimin anlattığı bizim
kabile, dedemin dedesi ilk olarak Örü mezrasına yerleşip ev yapanlardan biri.
Örünün pınarında bir yazı var birazı silinmiş olsa da belki şimdi de okunabilir.
Önceleri insanların bir kısmının okuma yazması yokmuş. Okuyanlar şehir
merkezinde ilçelerde ikamet eden insanlar. Kimisi de okuma yazması olanlarda
öğrenmiş. Hem yeni yazı hem de kur-anı okurlardı.
Bizim çocukluğumuzda Örü mezrasında okul yoktu. Tahtalı ilkokulu vardı biz
de orada ilkokulu bitirdik. Tahtalıyla Örü mezrasının arası yaya bir saat sürerdi.
Soğuk, sıcak, kar, boran demez okula giderdik. Şimdi de örüde okul yok, fakat
taşımalı eğitim olduğu için çocuklar Yazıhan ilçe merkezinde eğitim görüyor.
Çok şükür.
İZLER GÜZELDİ
Şöyle bir düşündüm geçen yılları,
Samimi söylenen sözler güzeldi,
Garip bülbül konuyordu dallara,
Anlatınca gülen yüzler güzeldi.
Bugün çocukluğum aklıma geldi,
En güzel günlerim mazide kaldı,
Beydağına doğru gözlerim daldı,
Ruhumda gizlenen izler güzeldi.
Bahar gelir koyun kuzu melerdi,
Yaylalar konuşur yüze gülerdi,
Sular coşar dağı taşı delerdi,
Yamaç yaylalarda düzler güzeldi.
Çayırlar boy atar burma bükerdik,
Tarlalara arpa, buğday ekerdik,
Buğday derer harmanlara giderdik,
Yaba sallayınca tozlar güzeldi.
Kış yarı olunca ezgi yakardık,
Gönül bağlarına doğru çıkardık,
Her insana aynı gözle bakardık,
Sevgi dolu bakan gözler güzeldi.
Mevsimler değişir Bayram ederdik,
Aşılmaz dağlara yaya giderdik,
Düğünde Bayramda şarkı söylerdik,
Baharlar güzeldi yazlar güzeldi.
Kaya der düşünce ekmek davası,
Serin idi yaylaların havası,
Dağılmazdı göçmen kuşun yuvası,
Düşünce güzeldi özler güzeldi.
Osman KAYA